ne olduğuna dair bir fikrim yok
sarkaç içimde sallanıyorsa şayet midemi bulandırıyor
dengeyi kurmamı kim istedi de sardı başıma bilmiyorum
tanrının kendi deviniminde beni kurban olarak seçen o muydu
yoksa yiğitlik yapıp sen dur ben biraz ders alayım diyen ben miydim
hiçbir fikrim yok
Hayat,
dibe vurduğunda boğulduğun bir su damlası gibiydi.
Çırılçıplak ve deliksiz bir uykuda dalından kopan dut tanesi misali konardı sinekler yarınsızlığın orta yerine.
Kendi nefesinde susan rüzgarın yanağına dokunan yaprak gibi öksüz ve tek başınaydı terki diyar mutluluklar.
Zamanın ötesinden geliyorduk,
Kendimize çıplak idik hayata karşı giyinik.
İçimiz acırdı şivemiz elvermezdi tarife.
Hoyrat bir sevdaya düşerdi yüreğimiz,
Hırsızlık yapmışız gibi gizlerdik aşkla baktığımız sevdiğimizi...
Kokular aparırdık topraktan, üzerimize çalakalem sevinçler sürerdik.
Bizimki iki kıta arası yalnızlık mirim.
Demircinin demiri örs üzerinde dövmesi gibi dövüp durduk duygularımızı
Alnımızdan dökülen teri sildik pas tutmuş özlemlerimiz ile
Bizim ki kelime müptelalığı iki gözüm
Müstescen hikayeleri bile aşk yolculuğuna çıkarıp duruyoruz ayazı koynuna almış sabahlarda
İşçi sınıfından devşirdiğimiz hayat kırıklığımız vardı diye ikmale kalıyorduk aşkta.
Kaç sömestr yürek akıntısı yaşadık kimse bilmez,
elde peşkir, avuçta sımsıkı hasretlikler ile geçiyorduk, bütün işçi sınıflarını.
İşçiye AŞ/k ne hacetti, başında devlet babası var iken.
Zaten sömürü dediğimizde kemirgen bir hayvanın vebalı düşü değil miydi?
atalardan çocuklara yadigar kalan
ben kocaman bir sessizliğim,
eşgalim tarifsiz bir gecede yitirilmiş,
ne yana dönsem bir papatya oluyor sevmelerim,
bir sana bir bana düşüyor yapraklarım.
En çok toprağa ekildiğimde acımıştı canım,
karanlık ve ağır gelmişti yaşamak,
Leyla azığını pay ediyordu
Köyün çeşmesi başında varlığını arayan Kays’a
Ve hikayeler Kays’ı çöle sürüyordu, Leyla’yı da hasrete,
Aşk, Kays’ı Mecnun’a çevirmek için işliyordu zamanı nakış nakış
Ne Leyla bulduğunda tanıdı Kays’ı
Ne de Mecnun’a dönen Kays tanıdı Leyla’yı
Sözün özünü dinlerken yangınlar yükselir içimde,
hayata karşı boynumuz dik;
yüreğimiz gökyüzü gibi
sınırı olmayan bir mavi
ile kaplanır
Toprağa dönerim, çünkü kaynağımdır,
Dönüş, bir varış değil, zaten hep oradaydım.
Düşmek için yükselmek gerek derler,
Oysa insan hiç yükselmedi ki,
Hep bir çırpınış, hep bir göğe özlem,
Ama ayakları hep çamurda.
Öykü kadınını dinlerdim
Akıbetleri ile romanları ihya eden,
Eylemleriyle kahramanlaşan o kadını
Kutsal üçlüyle çıkardım yollara:
Ben,
O,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!