Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Ruhun özgül ağırlığı vücudun özgül ağırlığından hafif olduğu için, ruh çıkınca vücut ağırlaşıyor, onun içindirki yaşarken bir kişinin taşıyabildiği insan öldükten sonra 8-10 kişiyle bile zor taşınıyor. Aynen maddelerin sudan çıkınca ağırlaştığı gibi…Artık ruh olmadığından ruhun kaldırma gücü de olmuyor. Nasıl topun havası kaçınca sıçramıyor ve yere yapışıp kalıyorsa insan da öyle… Hareket edemiyor. Artık toprakla haşir neşir oluyor. Her gün aynı yemek yenmediği gibi hep aynı hayat da yaşanmıyor. İnsan artık insan olmaktan yorulup başka bir varlık olarak yaşamayı seçiyor. Kendi mi seçiyor diye soranlar olabilir. Biz dünyaya gelirken de bize sorulmadı. Ne dünyayı kendimiz seçtik, ne anamızı babamızı ne kardeşlerimizi, ne yaşayacağımız yeri, ne dinimizi, ne rengimizi ne de milliyetimizi…
Bu seçimler bize sorulsaydı, her halde seçim yapmak için yazı tura, veya zar atmayı tercih ederdik. O tarihlerde de daha bunlar icat edilmediği için, bizi yaratan zorlamak istememiş, belki de bizim her birimizi bir tükrük gibi sallayıp geçmiştir. Kimi dikene düşmüş kimi …kene, kimi mermere, kimi de ipek beze… Kimi de bulutların üstüne, diğer yıldızlarda hayat görülmediğine göre dünya onun tükrük hokkasımıydı acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Yasa olsun, nikah olsun, ahlaksızlıklara kılıf değil mi? Öyle buyurur ustalar…
Ahlaklı bir hırsız olabilmek için ihtiyacım vardı yasalara… Yasa nasıl elde edilir? İhtiyaç duyulur onu doğuracak bir anaya… Doğacak olan yasa nasıl doğar? İyi mi olur, kötü mü olur, kim bilebilir. Hırsızın iyisini kötüsünü seçebilmek için de hırsız olmak gerekir. Hırsızların içinde yetişmiş olmak gerekir. Ana yasa kavun değil ki… Ahlaklı hırsızlar,
hiç parmak atabilir mi? Alt yapı üst yapıyı belirlediğine göre, serbest piyasa ekonomisi ne kadar ahlaklı ise, onun üst kurumu da o kadar ahlaklı olur. Serbest piyasa ekonomisi dalgasız olmaz, anayasa da kaygısız olmaz…
Anayasa tartışmaları sürüp gidiyor. Anayasa burjuva anayasası ama, en çok da, sosyalistim, komünistim, demokratım, hatta (milliyetçi) solcuyum diyenler bile tartışıyor…
Hem burjuvazinin yaptığı seçimlerin demokratik olmadığına inan, hem de demokratik olmayan seçimleri aylarca tartış… Kendi eksikliklerini görmezden gelerek, kendi ayıplarını örtbas etmek için, Hitlerin ‘’Bir yalan ne kadar yüksek sesle savunulursa o kadar gerçek olur! ’’ sözüne bağlı kalarak, birbirine amansızca saldır. Bu anayasayı yapanlar, burjuvazinin temel taşlarını koyanlar, burjuvazinin büyük başları değil mi? Bizler yani vatandaşlar, yalnızca görünümde demokrasiyi kurtarmak, yani, kendilerini aldatmak isteyenlere katkıda bulunmak için sandık başına gitmiyoruz mu? Ve böylece, sahte bile olsa bir demokrasinin varlığına göreceli olarak katkı koyan, onay veren vatandaşlar, başka bir deyişle kuzucuklar değil miyiz? Onların önderi olmakla övünenler de bu konuda cansiperane çalışmıyorlar mı?
Burjuvazi bu referandumla, bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem tabanda Marksist olduğunu kalın kalın puntalarla kabul ettirenler, alıntılarla bunu ispatlamaya çalışanlar, tartışma adına burjuva demokrasisini onaylayarak, hem de birbirlerinin tozunu atarak, aralarındaki mesafeyi daha da açarak, burjuvazinin kalelerini daha da sağlamlaştırmıyorlar mı? Onlar Marksist’se ben de burjuvayım. Ve burjuvazi adına onlara teşekkürü borç bilirim.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Hayat, mücadele ve yarıştan ibaret… Yarışı kaybedenlerin şiddete başvurduğu bir ülkede yaşamaktayız.
1980’de ‘’sosyal mücadele ekonomik mücadeleyi aştı’’ diye darbe yapanlar, Osmanlı devletinin içinden gelip Türkiye cumhuriyeti ile daha da oturan teamüllerle gelenekleşmiş terfi ve atamalarla devlete tümüyle hakimdiler. Konumlarını korumak için de sık sık demokrasiyi askıya almaktan çekinmediler. Yalnız 1980 darbesinden bu yana onbinleri aşan cinayetin sorumlusu oldukları günden güne daha da net olarak ortaya çıkıyor.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez sivil siyaset, bu teamülleri bozarak etkisini gösterdi. Son otuz yıldır ‘sol’a vurulan en büyük militarist darbe olduğu halde, ‘sol’un önemli kesimi bundan rahatsız. Mustafa Suphi’lerin boğulmasından sonra bile İttihat ve terakki ideolojisinden ayrılamayan solun belli kesimini hatırladıkça bu da sürpriz sayılmaz…

Bu günlerde de ‘’ sivil siyaset militarizmi aştı’’ diye dişini bileyenler çok…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Kesin olarak doğum günü bilinmeyen ve
15 Haziran 1879 tarihi doğum günü olarak kabul edilen
Neyzen Tevfik için bir anma…

Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!

Devamını Oku
Mehmet Halil

‘’Mücadeleleri mücadelemize örnek olsun’’
diyoruz. şehitlerimize, her saygı duruşunda

Tarih bize şunu öğretti yiğitlerden…
Ölüm kaçınılmazsa kahretmesini bil…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Aynı yastıkta kocamaya söz verdik!
Yalan söyledik birbirimize
Ondan sonra çok yastık değiştirdik.
Kocamak gelmedi işimize…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Arkadaşlar, önce bir soru sorarak başlayacağım
- Bir topal koltuk değnekleriyle alay ederse, daha iyi yürüyebilir mi?
- Hayır diyeceksiniz biliyorum…
Öyleyse her gün yaşadığımız sıkıntılardan şikayet etmek, bu sıkıntıları üreten sistemi küçümsemek,
veya sisteme küfür etmek, her gün her toplantıda aynı şikayetleri yapmak çözüm değildir. Önemli olan
şikayetçi olmak değildir. Hastalığı teşhis etmek ve tedavi etmek için, doğru ilacı kullanmak gerekir.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Ölüm dişlerini göstermeye başlayınca insanlara, Onlar da, korkuyla, dua etmeye başlıyor tanrıya.
Eyyyy! Gücüyle kudretiyle tanınan tanrı
Neden aşkın kitaplarla, dualarla sınırlı?
Neden sana yapılan inancın korkuya dayanması?
Neden sevgiyle yazılmıyor bu alınlardaki yazı?
Neden sevgi oruçları, açlık oruçları, ölüm oruçları?

Devamını Oku
Mehmet Halil

Sorun nerede, çözüm nerede, nasıl bir çözüm… (Bölüm 1.)

İnsanca bir yaşam, insana saygı, demokrasi… sorunun köklerine inmemiz gerekiyor…
Sorun sistem, hastalığın teşhisi bizden önce de yapıldığı için özünde değişiklik yok. Diğer tali sorunlar da masa başında çözülmez, pratik içinde çözülmesi gerekir… yani hastalık yeni değil… yenilik yalnızca hasta hane sayısı azalırken, hasta sayısındaki artış…
Teşhiste sorun olmadığına göre, ya da asıl bizim konuşmamız gereken teşhis olmadığına göre,
tedavi sorununa gelelim.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Avcılık, evcilleştirme, hayvancılık, göçebeliğin sonu ve yerleşik düzen, tarım, verimli toprakları seçme, sınırlar, sınırları genişletme mücadeleleri, köleler, güç dengelerinin bozulması, küçük sanayinin gelişmesi, basit üretimden birleşik üretime geçilmesi, ücretli köleliğe geçiş, sömürenlerle sömürülenler arasındaki uçurumun artması, kapitalizmin feodalizm karşısında güçlenmesi ve ulusal devletlerin oluşması, Kapitalizmin uluslar pazarına sığmayarak ulus sınırlarını aşması, uluslar arası sermayenin geri kalmış ülkeleri borçlandırarak pençesine geçirmesi, Uluslar arası şirketlerin birleşerek dünyayı kendi oyun alanlarına çevirmesi olarak Küreselleşme…
Evet! Ey kan emiciler, işte dünyayı da elinize geçirdiniz. İşte atacağınız son adımı da attınız. Aç gözlülüğünüz, doymaz iştahınızla, paylaşacak yer de bırakmadınız. Açlıktan kıvrananlar bir ekmek için çırpınırken, sizler dünyayla bile doymadınız. Dünyada bitecek çok yakında. Kendini yenileyemeyecek hale soktuğunuz bu dünya da kanserden nasibini alacak sonunda… Dünya da çaresiz kalıp ölecek sonunda… Ozon tabakasını deldiniz… Deldiniz dünyanın derisini, ama bir başka gezegen bulamadınız daha… Yumurtasının kabuğunu kırıp içinden çıkamayan civciv gibi, kendinizle beraber bütün insanlığı da öldüreceksiniz yakında… Karşınızdaki boşlukla, o sonsuz hiçlikle, yüz yıllardır açlıkla cezalandırdığınız o milyonlarca insanlar arasında sıkışıp kalacaksınız… Küreselleşme ile yaralarınızı saracak son hastahanenin acil servisinde, sizlere son kanlar da verilmekte… Bütün kredilerin, bütün kanların tükendiği son duraktasınız… Kendi mezarınızı kendiniz kazdınız… Son mekana hoş geldiniz… Şimdi sizi biriktirdiğiniz servetler kurtarabilecek mi?

Devamını Oku