Arkadaşlar, önce bir soru sorarak başlayacağım
- Bir topal koltuk değnekleriyle alay ederse, daha iyi yürüyebilir mi?
- Hayır diyeceksiniz biliyorum…
Öyleyse her gün yaşadığımız sıkıntılardan şikayet etmek, bu sıkıntıları üreten sistemi küçümsemek,
veya sisteme küfür etmek, her gün her toplantıda aynı şikayetleri yapmak çözüm değildir. Önemli olan
şikayetçi olmak değildir. Hastalığı teşhis etmek ve tedavi etmek için, doğru ilacı kullanmak gerekir.
İnsan büyüyünce kendi gözünde
Kaftanı biçilince o bölgeye göre
Günahı görülmez deryanın içinde
Güler diğerlerinin diktatörlüğüne…
Maşa paslanmaz sıkan ellerde
Öper o elleri düşmemek için yere.
çocuklar eziliyor en çok savaşlarda
eğer çocuklar suçluysa
suçlu doğuran bütün analarda
eğer analar suçluysa suçlu bütün babalar da
geriye bir tek suçsuz kalıyor
savaşı körükleyen,
Sustada Sadi Kalemli
Hüsmen Durmuş
İblis saim Şahin
Bunlar gibi daha niceleri…
Oğlum Memed bunlara bakıp,
Umutlarını daha çok büyüteceksin
Süleyman Demirel anlatıyor. ’’ 12 Mart diye bir olayın olmasına sebep yoktu ama oldu. Kumanda heyyeti geliyor ve size muhtura veriyor. Düşündük taşındık Cumhurbaşkanına gittik. Dedi ki, ‘Bizi aştılar.’ Nereye gideceğiz? Bizim yapacağımız bir şey var: ‘Ey genelkurmay Başkanı, gel bizi al buradan.’
O zaten almayı kafaya koymuş. Bizim kafamız ise düz, ne koysak durmaz biliyoruz.
‘O şapkayı aldı gitti’‘’ diyor ya adam.
Şapkayı alıp gitmeyecektim de ne yapacaktım? Yani giderken telaşla şapkayı bırakacak halim yoktu ki. O şapka benim öz şapkam yani. Kime bırakacağım onu? Nekadar gerçekçi görüyor musunuz? Bu devlet onların öz malı değildir. Bu devletin onların şapkaları kadar değeri yoktur.
EY BU DEVLETİN GERÇEK SAHİBİ ÜRETENLER; EMEKÇİLER BUNLARI DUYUN VE UYUMAYIN, DEVLETİNİZE SAHİP ÇIKIN!
Siz canınızı verirken onlar şapkalarını bile gözden çıkaramıyorlar… Hocanın dediği gibi ‘’el sizin malınızı oyun oynayarak güder’’ Ve işte Kurtuluş savaşında Emperyalizmden canınız pahasına aldığınız bu topraklar, şimdi parfüm almak için satılıyor.
En büyük korkum işkence
En büyük işkence yalnızlık
Servetim, insandır binlerce
Mutluluk bu! içimde ılık ılık.
Yaşamak istiyorum ben
Doğaya sadece insan olarak geliyoruz. Suçsuz tertemiz… Zamanla suç makinesine dönüşüyoruz. Ve suçlarımızı affettirmek için tekrar tekrar suç işliyoruz.
İşte suçumuzu affettirmek için işlediğimiz suç! KURBAN.
Hayatımız hep paradoks… Yaşamın amacı bu zıtlıkları azaltıp mutlu olmak değil mi?
Haz almak için yaşamıyoruz mu?
Yaşamın amacı haz almak olduğu halde, cehenneme çeviriyoruz hayatımızı.
Kimi, haz almayı başka insanların emeğiyle kendilerine sırça köşk kurmak istediğinden, diğerlerini baskı altına almak için… Bir kısmı bu baskıya karşı kendini koruyabilmek için…
Otobüse binen yaşlı adam girişten sonraki ilk dörtlü koltuğa gelince, yanyana oturan ve ayakları dibinde büyük paketleri olan, iki kıza bakarak, paketlerini gösterdi ve ''al onları! '' dedi, anlaşılmaz boğuk bir sesle. Sonra karşılarındaki koltuklardan birine kendi çantasını koydu. Kızlardan büyüğü ''sen neye koydun oraya? '' dedi. Yaşlı adam yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz bir şekilde hasta sı anlaşılan bir şeyler söyledi. Otobüsteki diğer insanların dikkati de ister istemez onlara yöneldi. Yaşlı adam kızları kızlar ve diğer yolcular da yaşlı adamı süzmeye başladılar. Bu arada ikinci durağa gelindi, yeni binen yolculardan biri de o, yaşlı adamın çantasının olduğu koltuğu göstererek, ''Çantanı al da oturayım! '' dedi. Yaşlı adam yine yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz bir dille hasta... kelimesi anlaşılan mırıltılarla ters ters baktı... Yaşlı adamın bir eli de çantada sıkı sıkı tutuyordu çantayı. Çanta da, koltuğu dolduracak kadar büyüktü. Bu diğer insanların aklına acaba çantada çocuk varda, o mu hasta gibi soruyu getirmişti...
Çanta, naylondan hasır örgü, yıpranmış, tutacakları ince tel gibi bir bağdan yapılmış ve elleri kesmesin diye de yarı kağıt yarı bez parçalarıyla sarılmış, taşırkenki zorlanması da ağırlığını gösteriyordu.
Kızlardan yine büyük olanı merak etiğini belli eden bir tavırla çantaya doğru eğilip baktı.
Yaşlı adam da etraftaki bakışları süzüyordu. Onun davranışları yolculara ne kadar yabancıysa, kızların ve diğer yolcuların bakışları da ona yabancıydı. Gelinen yeni duraktan binenlerden biri daha o çantayı göstererek, ''alda oturayım! '' dedi. yaşlı adam yine aynı konuşmasını tekrarladı.
Bu şaşkın bakan insanları tepkisiz bıraktı. Ama karşısında oturan kız kendini tutamayarak gülmeye başladı. Yaşlı adam ona bakarak, kafasıyla ''ne var ne gülüyorsun? '' demeye çalışıyordu. Onun bu garip tavrı yeniden gülmeyi kızıştırdı. Kız gülme krizine tutuldu. Diğer yolculardan da kimi gülüyor, kimi tebessümle bakıyordu. Adam sağa sola bakıp destek arıyor ama, diğer insanların gülüşü ve davranışı da gülme krizine tutulan kızı desteklediklerini belli ediyordu.
Adam ''Lahavle'' der gibi boynunu kıvırdı. Etraftakilerin yapabileceği fazla bir şey yoktu ama,
Asimetrik olduğum için
Eksik tanımış beni beynim
Her tarafımda ağrı…
Hangi ayna iyileştirebilir beni?
Bir tarafım tamamlanırken
Diğer tarafım kesilir sanki…
Tanrım kullarının kıldığı namaza kanma,
Kanıp ta sana gıpta ettiklerini sanma.
Şiir yazıyorlar, hep yalnızlıktan şikayetleri,
Ya senin yalnızlığına inanmıyorlar.
Ya da seni kandırmak için ibadetleri.




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.