Kendine karşı hep demir gibi sert ol.
Başkalarına karşı yumuşacık gül…
Kaç defa söyledim ben sana ey gönül!
Bu gülden geçer gönüllere giden yol.
Ey gönül,kendini büyük görme sakın!
Burada yağmur kokusundan sonra
Kara gecenin arkasından bir güneş doğdu
Dudaklarında tebessüm…
Aydınlattı gülüşü karanlık dünyayı
Altın oklar fırlattı karanlıklara.
Bak, klavyenin başına geçen ahkam kesiyor,
Ey İmamlar! Nerdesiniz,yerde mi gökte mi?
Yalancı,din konusunda gürleyip esiyor,
Ey hocalar! Nerdesiniz,varda mı yokta mı?
Eylül sende başlar benim yüreğimde sızı
Sende hep renkler daha yanık,daha kırmızı.
Sende sararır saçlar,sende solar hep güller,
Sende feryat eder hep, yanık yanık bülbüller.
Geldi eylül
Soğumaya başladı havalar
Katar katar göçmen kuşlar…
Gönül vadimi doldurdu
Güneş rengi yapraklar.
Eylül,
Hüznün diğer adı
Artar sende kalabalıklar
Sokaklara iner yapraklar
Gözyaşımda yüzer balıklar
El sallar gözyaşına kalabalıklar…
Kuşlarda bir telaş bir telaş!
Yüklemişler ağustosu kanatlarına.
Dokunuyor bulutlar,
Gün yanığı saçlarıma.
Akşam kızılı yapraklar,
Ey ırkçı Amerika ! Her yere kurdun bir üs,
Yakalayıverdi seni küçücük bir virüs.
Yanına kâr mı kalır sandın bu yaptıkların,
Dur sen,daha neler gelecek başına yarın.
Üzerime gelme hayat!
Gel,ezme beni!
Sahip ol diline,beline…
Beni ezip de ne geçecek eline?
Doğarsın,
Sararlar yarım metre bir kaputa,
Haydi derler”şimdi aydınlıkta biraz gez.”
Yalnız “şu serbest bu tabu.”
Ölürsün,
Koyarlar iki metrelik bir tabuta,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!