Aşk sözle değil, bakışla başlar.
İki insanın gözleri bir anlığına kilitlendiğinde, zaman yavaşlar.
Orada kelime yoktur ama anlam vardır.
Ses yoktur ama titreşim vardır.
Göz teması olmayan aşk ise uzaktan izlenen bir tablo gibidir.
Günümüzde evlilikler artık gri alanlarda yaşanmıyor; “ya hep ya hiç” uçlarına savrulmuş durumda. Eşten hem güvenli bir liman olması hem de aynı anda macera ortağı, sırdaş, en yakın arkadaş ve duygusal terapist rolünü eksiksiz biçimde üstlenmesi bekleniyor. Standartlar bu kadar yükselince, beklentiler karşılandığında eşsiz bir mutluluk, karşılanmadığında ise telafisi zor bir yıkım yaşanması kaçınılmaz hâle geliyor.
Bunun temel nedeni, evliliğin tarihsel işlevinin değişmiş olmasıdır. Evlilik artık hayatta kalmak, düzen kurmak ve üremek için yapılan bir birliktelik olarak görülmüyor; “ruh eşini bulma” projesine dönüştürülüyor. Bu dönüşüm romantik gibi sunulsa da gerçekte ağır bir yük yaratıyor. Çünkü bir insandan hem düzen hem heyecan, hem güven hem tutku, hem istikrar hem sürekli coşku beklemek insan doğasına aykırıdır.
Modern hayat bu beklentiyi daha da körüklüyor. İnsanlar köpek gibi çalışmak zorunda; zamanları dar, enerjileri sınırlı, stresleri yüksek. İş dışı kalan kısa hayat diliminde mutlu olmak istiyorlar ve bu mutluluğun tamamını evliliğin içine yüklüyorlar. Evlilik, hayatın tamamını telafi etmesi gereken tek alan hâline getiriliyor. Böyle olunca eş, bir insan olmaktan çıkıp çok işlevli bir mutluluk makinesine dönüştürülüyor.
Yalnızlık, bir tül değil, bir kefen gibi sarar onu; boğmaz, ama nefesini keser. En mağrur yürek bile, bir anlık sevgi için ağlar. Bu ağlayış, onun en derin, en sessiz, en kırık ağıtıdır.
Güçlü kadınlar yalnız kalır; çünkü güçleri, onları hem taçlandırır hem lanetler. Ve bu, onların en hüzünlü kaderidir.
Güçlü kadın olmak, bir lanet gibi ağır gelir. Onlar, kalabalıkların hayran bakışları altında parlar, ama bu parlaklık bir tuzak gibidir.
YALNIZLIĞA TUTULAN NOTLAR: BİR ADAMIN KAYIP SABAHLARI
*** Bölüm 01: Yalnızlığa Uyanış
Bugün sensizliğin ilk sabahına sokakta uyandım.
Böyle olmasını istedim
Bir ilişkinin temeli güvendir; sessiz, görünmez ama en sağlam bağdır. Sözlerin, vaatlerin ve karşılıklı içtenliğin üzerine inşa edilir. Eğer bir kişi defalarca söz verir ve onları yerine getirmezse, o bağ yavaş yavaş çatlamaya başlar. Ve güven kaybolduğunda, geriye yalnızca boş bir yansıma kalır.
Biz hep “verilen söz tutulur” diyerek büyüdük. Söz sadece kelimelerden ibaret değildir; kalbin bir parçasıdır, ilişkinin sessiz bir teminatıdır. Tutulmadığında ise o teminat kırılır ve yavaş yavaş yok olur.
Sözler ihlal edildiğinde, ne kadar küçük bir kırılma gibi görünürse görünsün, etkisi derindir. İlk başta fark edilmeyen çatlaklar birikir, birikir ve sonunda ilişkiyi taşıyan sütunları yavaşça eritir. Güven, bir kez sarsıldığında, eskisi gibi geri gelmez. Çünkü insan, güvenin eksikliğini her an hisseder; bakışlarda, sessizlikte, sözlerin arkasındaki boşlukta.
Bir ilişkinin temeli güvendir.
Sessiz, görünmez… Ama en sağlam bağdır.
Sözler, vaatler, içtenlik… Bunların üzerine kurulur.
Ve eğer biri defalarca verdiği sözü yerine getirmezse,
o bağ yavaş yavaş çatlamaya başlar.
Güven kaybolduğunda, geriye sadece boş bir yansıma kalır;
Güzel veda, yalnızca bir bitiş değildir;
sessiz bir başlangıçtır.
Her veda, boşluğu dolduran bir anlayış,
huzur ve kabulleniş sunar.
Ve işte o zaman,
hayatın kalan anları değer kazanır,
Seneca, terapi henüz var olmadan yaklaşık 2.000 yıl önce, zihni sakinleştirmenin yolları üzerine yazıyordu.
Roma’nın en zengin adamlarından biri ve bir imparatorun danışmanıydı. Buna rağmen ömrünün önemli bir bölümünü insanın korkuları, kaygıları ve zihinsel huzuru üzerine düşünerek geçirdi.
Şöyle der:
“Gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz; çünkü çoğu zaman gerçeklerden çok, hayal gücümüzde acı çekeriz.”
''HAYIR'' HAYIRDIR.
''HAYIR'' ÖRTÜLÜ BİR DAVET DEĞİLDİR.
KADINLAR;
Birçoğunuz,
Sinir bilimci Robert Sapolsky, "Zebralar Neden Ülser Olmaz?" adlı kitabında stresin doğasını anlatırken önemli bir noktaya dikkat çekmiş.
Çok güzel bir örnek olduğu için size de aktarmak istedim.
Doğada bir zebra düşünün. Bir aslan tarafından kovalandığında bedeni anında alarma geçer: kalp atışı hızlanır, kortizol yükselir ve tüm sistem hayatta kalmaya odaklanır. Ancak bu stres kısa sürelidir. Zebra kaçıp kurtulduğunda, birkaç dakika sonra yeniden otlamaya başlar. (Tabii ki kurtulursa)




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!