Zaman bir an durdu, belki de ben durdum,
Gözlerin değdi, dünya sessizleşti.
Bir yabancının bakışında buldum kendimi,
Ve o anda, kader gülümsedi gizlice.
Ve kalbim, adını fısıldadı ilk kez sessizce.
Rüzgâr saçlarını okşadı, ben sana baktıkça,
"İnceldiği yerden kopsun demek, yolda bulanların vefâsıdır.
İnceldiği yere düğüm atmak ise sâdıkların şiârı."
....................................
Aşk…
Bir iptir bazen, iki kalp arasında uzanan.
Erkek olmak; yalnızca sabahın köründe kalkıp bütün gün çalışmak değildir, akşam neye “hayır” diyeceğini de bilmektir
Çünkü gerçek güç, kaslarda değil; erkeğin kendine koyduğu sınırda ölçülür.
Bu toplumda asıl konuşulması gereken soru “kadınlar ne yapıyor?” değildir.
Asıl soru şudur: Erkekler neden bu hâle düşmeye razı oluyor?
**Aşağıdaki yazıyı birkaç gündür tamamlamaya çalışıyorum ama bir türlü bitirememiştim.
Nedeni şu: “İyi erkek” tanımını yapmak istedim, fakat ne yaparsam yapayım kısa ve okunabilir bir tanım ortaya koyamıyordum.
(Ben iyi erkeği tanımlamaya kalksam sayfalar sürer, siz de muhtemelen okumazsınız.)
Bu yüzden yazıyı günlerdir bekletiyordum
Fakat bu sabah okuduğum bir mail sayesinde “İyi erkek kimdir?” sorusunun cevabını nihayet tek cümlede toplayabildim.
....
Çünkü erkek dışarıda ne kadar savaşçı olursa olsun,
kalbinin sığınağını sevdiği kadında arar.
O sığınak boş kaldığında,
erkek sessizce çöker, gürültü çıkarmadan, kimseye söylemeden.
Bir tek kadın tutar onu ayakta;
Bir kadının kalbi… Dışarıdan bakıldığında sessiz, gösterişsiz bir yapı gibi durur. Oysa içinde yıllarca örülmüş duvarlar, çocukluk hayallerinden yoğrulmuş tuğlalar, sevgiyle harçlanmış umutlar vardır.
Her kız çocuğu, bilinçli ya da değil, içten içe bir kale kurar kendine. Bir gün o kaleye bir adam gelir, kapıyı çalar. O kapı, güvenin sesine açılır; içeriye sadece sevgiyle gelen alınır.
Bir kocanın ilgisi, sevgisi işte tam da o kalenin duvarlarını koruyan nöbetçiler gibidir. Kadın, o sevginin sıcaklığında büyür; güvenle evini, yüreğini, hayatını inşa eder. İlginin eksildiği her gün, kalenin bir taşı yerinden oynar.
Kadının sevdiğini söylemesi, kelimelere dökülmüş bir duygunun ifadesidir. Ama kelimeler, çoğu zaman rüzgâr gibi uçup gidebilir. Önemli olan, sevginin yalnızca dilde değil, davranışlarda da varlığını göstermesidir. İşte bu noktada, seven kadının en güçlü dili fedakârlıktır.
Sevgi, yalnızca güzel sözlerle yaşatılan bir duygu değildir; özveriyle, sabırla ve kararlılıkla anlam kazanır. Kadının sevgisini değerli kılan şey, onun fedakârlıklarıdır. Çünkü seven kadın, sevdikleri için kendinden ödün vermeyi bilir.
Seven kadın, sevgisini ispat etmek için büyük nutuklar atmaz. O, ihtiyaç anında yanında durarak, en zor zamanlarda yükü omuzlayarak sevgisini belli eder. Bazen kendi isteklerinden vazgeçer, bazen de en değerli zamanını ailesine ayırır. Onun fedakârlığı sessizdir, ama derindir; görünmez gibi duran bu çaba, sevgiyi gerçek kılar.
Kadının Ne Söylediğine Değil, Ne Yaptığına Bakılır.
Kadının sevdiğini söylemesi kolaydır,
Bir rüzgâr gibi gelir, geçer, dağılır.
Ama kelimeler değil, davranışlar kalır,
Seven kadının dili, fedakârlıktır.
Evlilik, sıradan bir beraberlik değildir. O, sorumluluk, sadakat, güven ve onur üzerine inşa edilmiş kutsal bir bağdır. Ancak günümüzde bazı evli kadınlar, “kadın kadına tatil” bahanesiyle evlerinden, eşlerinden ve yükümlülüklerinden kaçmaktadır. Bu basit görünen hareket, aslında evliliğin ruhuna darbe vurur; haysiyetin çöküşünü ve onurun ayaklar altına alınışını temsil eder.
Kadın, kendi keyfi uğruna evliliğini ikinci plana atıyorsa, burada yalnızca bireysel bir tercihten söz edilemez. Bu, haysiyetsizliğin eyleme dökülmüş halidir. Eşinin güvenini hiçe saymak, ailesinin itibarını rüzgâra bırakmak ve toplumun gözünde leke düşürmek, basit bir özgürlük arayışıyla açıklanamaz. Tatil bahanesiyle evden kopmak, başıboş bir hayatın kapısını aralamaktır; kendi onurunu ve evliliğin saygınlığını kendi elleriyle çiğnemektir. Kendi haysiyetini hiçe sayan bir kadın, aslında bireysel haz uğruna vicdanını da feda eder. Eğlence, özgürlük ve keyif maskesinin ardında yatan, sorumluluklardan kaçış ve ahlaksızlıktır.
Ancak bu haysiyetsizliğin bir başka boyutu daha vardır: bunu sessizce kabul eden erkekler. Karısının evlilik sınırlarını çiğneyip sorumluluklarından ve sadakatten kaçmasına göz yuman erkek, kendi onurunu ve vakarını kaybetmiştir. “Tamam, git” diyerek sessiz kalan, evliliğin temel değerlerini hiçe sayan erkek, zavallılığın ve iradesizliğin somut bir örneğidir. Eşine sahip çıkmamak, aileyi koruyamamak, sadece güçsüzlüğün değil, karakterin çöküşüdür. Erkek, sessizliği ile karısının haysiyetsiz hareketlerine alan açmakta; evlilik ciddiyetini alaya almaktadır.
Kadın Kadına tatile çıktık, neler yaşadık neler !!!
Evlilik bir bağ, kutsal bir yemin,
Ama sen, Kadın, hiçe sayarsın hepsini.
Keyfin uğruna kocasını terk eden,
Yuvasını rüzgâra teslim eden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!