Günümüz dünyasında bazı kadınlar, sosyal medya aracılığıyla verdikleri sessiz ama güçlü mesajlarla âdeta görünmez bir ilan panosu açıyorlar:
“Evliyim ama müsaitim.”
Bunu her zaman açık saçık pozlarla yapmaları gerekmez. Bazen sadece buğulu bir bakış, abartılı bir makyaj ya da filtrelerle parlatılmış bir portre bile bu mesajı taşır.
Dudakların büzülüşü, baygın, flu bakışların ardındaki davetkâr hava, parmak uçlarını dudaklarının arasına alarak erotik bir çağrı… Böyle bir portre fotoğrafı bazen bikinili bir fotoğraftan daha fazla çağrı barındırır.
Evlilik, sadece iki insanın yan yana gelmesi değil; aynı zamanda iki hayatın, iki bakış açısının, iki değerler sisteminin birleşmesidir. Bu nedenle evlilikte en temel yapı taşı, benzer yaşam tarzı ve ortak dünya görüşüdür. Eğer bu temel uyum yoksa, en ufak çatlaklar zamanla derin uçurumlara dönüşür.
Bir insanın yaşam tarzı, yalnızca ne yiyip içtiği, nasıl giyindiği ya da hangi alışkanlıklara sahip olduğu değildir; aynı zamanda hayata bakışını, aileye, sadakate, sorumluluğa ve geleceğe dair duruşunu da yansıtır.
Dünya görüşü ise bunun daha da derin boyutudur: inançlar, değerler, öncelikler ve hayattan beklentiler. İşte bunlar örtüşmediğinde evlilik, bir sevgi yuvası olmaktan çıkar; sürekli çatışmaların ve mücadelenin yaşandığı bir arenaya dönüşür.
Fethiye sabahı griye bürünür,
Dağlar sessiz, deniz puslu bir örtüyle.
Yağmur düşer usulca taş sokaklara,
Her damla, geçmişin hatırasını siler gibi.
Eski limanda bir balıkçı teknesi titrer,
Sosyal medya algoritmalarının nasıl çalıştığını biliyoruz.
Instagram, Facebook ve TikTok neye birkaç saniye fazla baktığını kaydeder.
Bir videoya takılırsın.
Sistem karar verir:
GAİPTEN BİLDİRİYORUM
Gaipten bildiriyorum…
Sesim rüzgârın arasına gizlenmiş bir fısıltı, gecenin en kırılgan anına düşmüş bir gölge.
Beni duyanlar bilir, duyamayanlar zaten işaretlere bakmayı çoktan unutmuştur.
Geçmişte yapılan hataların geleceği yok etmesi…
Aslında bir yanılgıdan ibaret.
Yine de insan, bazen kendi gölgesini bile karanlık sanacak kadar yorulur.
Geçmiş, zamanın unutmayan eli gibidir;
dokunduğu yerde iz bırakır,
Ve bazen, aşkı bitiren şey bir ihanet değil; geçmişin kalpte yankılanan sesi olurdu. Bir taraf değişmişken, diğer taraf hâlâ aynı noktada duruyorsa… zaman bile bazen iyileştiremezdi.
***Akşamın Eşiğinde;
Güneş batmaya yüz tutmuştu. Perdelerin arasından sızan solgun ışık, salonun içine uzun gölgeler düşürüyordu. Mert, pencerenin önünde ayakta duruyor, ellerini sımsıkı kenetlemişti. Sanki ellerini bıraktığında tüm kelimeler dökülüp yere dağılacak, bir daha toplanamayacaktı.
“Bıraktığımız, bıraktığımız yerde değildir ya da
bulduğumuz, bıraktığımız kişi değildir.
Ve bazı aşklar, geri dönüldüğünde yalnızca bir yanılsamadan ibarettir.”
** Gençlik Aşkı
Hayat, bir yol ayrımıdır bazen; kimi yollar birleşir, kimi yollar sonsuza dek ayrılır.
Gidenler, ardında bıraktıklarıyla mı anılır, yoksa geride kalanların kurtuluşu mu olur? Bu soru, kalbin en kuytu köşelerinde yankılanır.
Gidenler, kaybettiklerimiz midir, yoksa bir anlık acıyla kurtulduklarımız mı? Her ayrılık, bir ders; her veda, bir aynadır ki, kendimizi ve gerçeği onda görürüz.
Lütfen önce videoyu izleyiniz.
/
Adam, öfkesini kontrol edemeyeceğini anladığı o en ağır anda, çocuğuna zerre zarar gelmesin diye kendi canını yakan yolu seçip evi terk ediyor. Bu bir kaçış değil; bir babanın kendinden bile evladını koruma iradesi, en zor imtihanın sessizliğidir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!