İnsanlar artık ilişkiyi omuzda taşınan bir yük gibi görüyor.
Ama kimse şunu söylemiyor:
Yük sandığın şey, aslında birlikte kurduğun hayatın ağırlığı.
Herkes huzur istiyor,
ama kimse huzurun sırlarını taşımak istemiyor.
Bir kadın bir kez kırıldığında, o eski hâline dönmez.
Aynı erkeğe baktığında bile artık başka bir kadın gibidir, temkinli, sessiz, ölçülü.
Artık sadece sözlere değil, sessizliklere de dikkat eder.
Bir bakışı, bir susuşu, bir geç kalışı bile anlam taşır onun için.
Çünkü güven bir kere yıkıldığında, bir daha eskisi gibi kurulmaz.
Ayrı uyandığımız sabahlara özür borçluyuz.
Bir zamanlar aynı rüyayı paylaşan iki yorgun yürektik.
Şimdi o rüya, her sabahın ilk sessizliğinde yankılanıyor.
Bazen hâlâ senin sesinle uyanıyorum,
yanımda olduğunu sanıyorum bir an,
sarılmak istiyorum, ama elim boşluğa uzanıyor.
Durdu öğretmene;
Baba…
Sana böyle seslenmek hiç zor olmadı;
çünkü sen kapını bana
damat olduğum için değil,
BÖLÜM 1 – SABAHIN SESSİZLİĞİ
Fethiye sabahları, dünyanın geri kalanından kopuk, sanki bir ressamın fırçasından çıkmış bir tablo gibiydi. Babadağ’ın yamaçları hâlâ sabahın serinliğiyle örtülmüş, zirveler hafif sis bulutlarının içinde kaybolmuştu. Limandaki balıkçı tekneleri sessizce halatlarını gerdiriyor, motorlarını çalıştırmadan önce denizin huzurlu nefesini dinliyordu. Tuzlu deniz kokusu, çarşıdaki taze ekmek ve çay buharıyla karışıyor, küçük taş sokaklardan gelen köpek havlamaları ve martı çığlıkları sabah sessizliğini tamamlıyordu.
Duygu, her sabah Çalış’taki küçük iskeleden kalkan motor tekneyle ofise gidiyordu. Tekne yolculuğu yalnızca bir ulaşım aracı değildi; o birkaç dakika, günün geri kalan karmaşasından uzaklaşmak, kendi düşüncelerine dalmak, sessizliğin içinde kaybolmak demekti. Limandan ayrılırken balıkçıların tekneleri üzerindeki ağları toplamasını, halatların gıcırdayışını ve sabah çayının dumanını izlemek ona tarifsiz bir huzur veriyordu.
Alain de Botton, bugünün dünyasını şöyle özetliyor: “Ben başardım, çünkü hak ettim.”
Kulağa müthiş geliyor. Çalış, erken kalk, hırslan, vazgeçme; başarı zaten kapıda! Ama bu cümlenin gizli yüzü var: Eğer başarı seninse, başarısızlık da senin ayıbın sayılıyor.
Eskiden fakirlik biraz talihsizlik olarak görülürdü. Bugün ise çok daha acımasız bir yaklaşım var: “Çalışsaydın sen de yapardın.” İşsizsen tembelsin, borcun varsa beceriksizsin.
BEN KÖTÜ MÜYÜM?
TAMAM İKNA OLDUM., KÖTÜYÜM.
O HALDE HOŞÇAKAL
İnsanların hikâyelerinde kötü karakter olmaktan korkmayın.
Zamana yenilmiş…
Artık bir fotoğraf kadar sessiz o kadın.
Ne sesi var rüzgârda,
ne izi kaldı günlerin içinde.
Bir vakit gülüşüyle sabahı uyandıran,
bakışıyla akşamı susturan o kadın,
Bir erkeğin hayatını anlamak için bir çok kritere bakılır ama onun gerçek hayat hikâyesi, birlikte yürümeyi seçtiği kadınla şekillenir. Çünkü erkek aslında kadın seçmez; yaşayacağı hayatı seçer. O hayatın sınırlarını, renklerini, estetiğini, ruhunu belirleyen de kadındır. Bir erkek hangi kadını yanına almışsa, hangi ruha gönlünü açmışsa, hangi zekâyı, hangi görgüyü ve hangi inceliği seçmişse, onun hayatının çerçevesi de budur.
Erkek bir kadınla hayatını birleştirdiğinde, yalnızca gönül bağını kurmuş olmaz; günlük hayatının bütün damarlarına da o kadın dokunur. Yediği yemekler, sofranın düzeni, evde çalan müzik, izlenen filmler, evin dekorasyonu, hatta erkeğin kendi giyim tarzı bile o kadınla birlikte şekillenir. Kimi zaman bir erkeğin odalarının boşluğunu, kimi zaman da sofralarının zenginliğini belirleyen bu seçimdir. Erkek iradesiyle var olur; ama onu zarafetle yoğurup hayatına anlam katan kadın yanındadır.
Çocukların yetiştirilme biçimi, verilen terbiye, aşılanan değerler de büyük ölçüde kadının ellerine emanettir. Erkeğin adını taşır; fakat o adın nasıl bir kişiliğe bürüneceği, nasıl bir geleceğe yürüneceği anneden gelir. Çocuğun vicdanı, görgüsü, inceliği, hatta hayallerinin rengi bile kadının yönlendirmesiyle şekillenir. Bu yüzden bir erkeğin seçtiği kadın, yalnızca kendi hayatının değil, aynı zamanda gelecek nesillerin de kaderidir.
Bazen en küçük seste uyandı içim;
bir musluğun damlayışında,
gecenin bir yerinde kırılan sessizlikte.
Bazen de dünya başucumda gürültüyle yıkıldı,
ben dönüp bakmadım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!