*** Sağlıklı Sınırların İzinde
Aşk, bazen insanın içini ışıkla doldurur; bazen de karanlık bir boşlukta yankılanan ayak seslerine dönüşür. Bir zamanlar kalbimizin merkezinde taht kurmuş biri, ayrılıkla birlikte o tahtı terk ettiğinde, geride yalnızca sessizlik kalmaz. O sessizlik, çoğu kez fotoğraflarda, anılarda, sosyal medyanın ekranında yeniden canlanır. Ve bir gün, erkek kararını verir: Engellemek.
*** Engellemenin Yanlış Okunan Dili
Erkek bir konuda fikrini söyler, talebini belirtir…
Sınır çizer…
“Bu doğru değil, bunu kabul etmiyorum” der…
Ya da sadece görüş belirtir…
Ve bazı kadınların diline hemen aynı etiket yapışır:
EŞİNE ANNELİK YAPARSAN, SANA GELİN GETİRİR
Ayşen Murat’ı ilk tanıdığında içinden geçen şey şuydu:
“Nihayet güvenebileceğim biri.”
Murat dakikti.
Evli olduğu hâlde bekar gibi yaşayan bazı erkeklerin hikâyesi, çoğu zaman yüzeysel biçimde anlatıldığı gibi sadakatsizlik arzusundan ya da sorumluluktan kaçıştan ibaret değildir.
Bu tablo, evin içinde başlayan uzun bir duygusal ihmalin, saygısızlığın ve rol kaymasının sonucudur.
Kadının ilgisizliği, saygısızlığı, duygusal temasın giderek azalması, erkeğin yalnızca yapılacak işler ve eksikler üzerinden hatırlanması; erkeği evliliğin içinde görünmez kılar. Görülmeyen, dinlenmeyen, takdir edilmeyen erkek için evlilik, paylaşım alanı olmaktan çıkar; resmî bir birliktelik hâline gelir.
Eşler arasında gerçeğin değişmez kuralı
Bir kadına en doğru sözü kocası söyler. Çünkü onu gerçekten tanıyan, iyiliğini düşünen ve hayatın her zorluğunda yanında duran tek erkek odur. Koca, karısını dışarıdaki kurtlardan, sahte dostlardan, kirli bakışlardan korur. O olmadan kadın, kalabalığın içinde yalnız bir hedefe dönüşür.
Sadakat, arkadaş masalarında tüketilecek ucuz bir kelime değildir. Sadakat, evliliğin direğidir. Bir kadın, önce kocasına sadık olmak zorundadır. Arkadaşına, komşusuna, sosyal medyaya değil… Sadakat, eşine gösterilir.
....Ama şu nettir: Eril kadın irade sahibi bir erkeği zayıflatmaz. Onu ya güçlendirir ya da tüketir. Ortası yoktur.
------------------------------------------
Bugün sıkça dile getirilen “eril kadın” meselesi, kolayca erkeğin omzuna yükleniyor. Oysa bu yaklaşım gerçeği saptırmaktan başka bir şey değildir. Bir kadının eril davranışlar sergilemesi, bir erkeğin eksikliğinin değil; kadının kendi tercihinin sonucudur.
Günümüz dünyasında bazı kadınlar, sosyal medya aracılığıyla verdikleri sessiz ama güçlü mesajlarla âdeta görünmez bir ilan panosu açıyorlar:
“Evliyim ama müsaitim.”
Bunu her zaman açık saçık pozlarla yapmaları gerekmez. Bazen sadece buğulu bir bakış, abartılı bir makyaj ya da filtrelerle parlatılmış bir portre bile bu mesajı taşır.
Dudakların büzülüşü, baygın, flu bakışların ardındaki davetkâr hava, parmak uçlarını dudaklarının arasına alarak erotik bir çağrı… Böyle bir portre fotoğrafı bazen bikinili bir fotoğraftan daha fazla çağrı barındırır.
Evlilik, sadece iki insanın yan yana gelmesi değil; aynı zamanda iki hayatın, iki bakış açısının, iki değerler sisteminin birleşmesidir. Bu nedenle evlilikte en temel yapı taşı, benzer yaşam tarzı ve ortak dünya görüşüdür. Eğer bu temel uyum yoksa, en ufak çatlaklar zamanla derin uçurumlara dönüşür.
Bir insanın yaşam tarzı, yalnızca ne yiyip içtiği, nasıl giyindiği ya da hangi alışkanlıklara sahip olduğu değildir; aynı zamanda hayata bakışını, aileye, sadakate, sorumluluğa ve geleceğe dair duruşunu da yansıtır.
Dünya görüşü ise bunun daha da derin boyutudur: inançlar, değerler, öncelikler ve hayattan beklentiler. İşte bunlar örtüşmediğinde evlilik, bir sevgi yuvası olmaktan çıkar; sürekli çatışmaların ve mücadelenin yaşandığı bir arenaya dönüşür.
Fethiye sabahı griye bürünür,
Dağlar sessiz, deniz puslu bir örtüyle.
Yağmur düşer usulca taş sokaklara,
Her damla, geçmişin hatırasını siler gibi.
Eski limanda bir balıkçı teknesi titrer,
Sosyal medya algoritmalarının nasıl çalıştığını biliyoruz.
Instagram, Facebook ve TikTok neye birkaç saniye fazla baktığını kaydeder.
Bir videoya takılırsın.
Sistem karar verir:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!