Erkeksen,
dişini sık derler.
Sanki çene kemiğin
kalbinden daha dayanıklıymış gibi.
Boğazına oturan o yanık var ya,
Ve unutma:
Sen, birinin tereddütsüz seçtiği;
Gururla yanında durduğu, savunduğu;
Kıymetini bilerek emek verdiği kişi olmak için yaşıyorsun.
------------------------
Tiksinmenin en ayırt edici yanı şudur: Geri dönüşü yoktur.
Sinir geçer.
Kırgınlık onarılır.
Güven yeniden kurulabilir.
Ama tiksinme düzelmez.
Çünkü bu, “istemiyorum”dan daha güçlüdür.
Bir süredir ortalıkta dolaşan ortak bir kalkan var.
Adı da çok havalı: Travma.
Artık herkesin cebinde hazır bir savunma cümlesi:
“Ben çok şey yaşadım.”
Bir insan yaşadığı acının niteliğini sorgulamaya başladığında özgürleşir. “Ben onu mu özlüyorum, yoksa onun beni seçmemiş olmasını mı hazmedemiyorum?” sorusu önemli bir eşiktir.
İlki sevgidir; ikincisi gururdur.
İlki kalpten gelir; ikincisi egodan.
---------------------------------------------------
Çünkü unuttuk:
İnsan, yalnızlıkla değil; yüzüne bakan bir çift gözle, sesindeki titremeyi duyan bir yürekle iyileşir.
Ama biz bunu hatırlayana kadar, belli ki daha çok kişi sanal kalabalıkların ortasında sessizce yapayalnız kalacak.
--------------------------------
Ve en sert gerçek şudur:
Yanlış bir hayat, doğru cümlelerle kurtarılamaz.
Ama doğru bir suskunluk, bazen her şeyden daha onurludur.
Ben artık yalan söylemeyeceğim.
Güneş, perde aralığından süzülürken,
Soğuk yastıklar sessizce dokunur tenime.
Yanım boş…
Sanki gece, birini alıp götürmüş gizlice.
Çarşaf kırışmış ama suskun,
“Bir Kadının Yalnızlıkla Kurduğu Asil Antlaşma”
Kimileri için hayatım gecikmiş görünebilir,
Kimileri için eksik, yarım ya da sessiz…
Ama ben biliyorum:
Hiçbir şey için geç değil,
Boş sokaklarda yürürken,
Gölgesi omzunda bir arkadaş gibi.
Rüzgar fısıldar eski şarkıları,
Ve yapraklar, adımlarının ritmiyle dans eder.
Yalnızlık, bir eski kitap gibi açılır dizlerinde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!