Tartışmaz artık,
çünkü seni ikna etmek için değil,
kendini kurtarmak için susar.
Huzuru arar,
sırtını yaslayabileceği bir omuz…
Ve senin o omuz olmadığını anlar.
O adam artık direnmiyordu.
Sevdiği geri gelmeyecekti, anlamıştı.
Sevgi…
sadece sessizlikle iyileşiyordu,
başka yolu yoktu.
Daha önce de yaşamıştı, biliyordu.
“Mutlu değilim belki,” dedi, “ama barıştım.”
---------
BÖLÜM 1: BAŞLANGIÇ VE BİTİŞ ARASINDA
Bazı insanlar vardır; sevgiyi bilirler ama uygulamayı hep yanlış yerden başlatırlar.
Kendi hayatının merkezindeki, onu gerçekten seven ve en çok düşünen o bir avuç insana karşı sabırsız, kırıcı ve hoyrattırlar…
Dışarıdakilere ise aşırı nazik, abartılı derecede anlayışlı, neredeyse gerçek dışı bir hoşgörüyle yaklaşırlar.
Hayatının merkezinde duran insanlara karşı umursamaz ve kırıcı davranırken, aslında kendi iyiliğini dahi umursamayan dışarıdaki insanlara daha çok emek verir; enerjisini, zamanını ve nezaketini yanlış yöne harcarlar.
Bir zamanlar severek ve tutkuyla başlanan bir şey,
nasıl olur da zoraki sürdürülür;
insan bunu kendine bile anlatamıyor.
Kalmak istemediğin hâlde kalıyorsun.
Gitmek istemediğin için değil,
SEVGİYLE DOKUNAN KALKAN: BİR KADININ AŞKI KORUMA SANATI
Sevgi, bir kadının yüreğinde sevdiği erkeği tüm dünyaya karşı koruma isteğiyle çiçek açar.
Bana kadının sevdiğini nasıl anlarsın diye sorsalar şuna bakarım; Koruyor mu?
İyileşme birinin “gitmeyeceğim” demesiyle başlamaz.
Defalarca kalmasıyla başlar.
Ama bir noktadan sonra
kalbin de silah bırakması gerekir.
Çünkü sevgi tek taraflı bir ispat süreci değildir.
Hayatta herkesin kendine ait sınırları ve değerleri vardır. Bu sınırlar, hem kişisel huzurumuzun hem de yaşam kalitemizin temelini oluşturur. İnsanlarla kurduğumuz ilişkilerde, bu sınırların korunması, ruhsal ve de fiziksel sağlığımız için hayati önem taşır.
Sigara ve alkol gibi alışkanlıklar, özellikle seni rahatsız eden boyutlarda devam ediyorsa, bu sınırlar artık esnetilemez hâle gelir. Sen defalarca uyardın, rahatsızlığını dile getirdin, değişmesini bekledin; ama karşındaki kişi kendi alışkanlıklarına devam etti. İşte bu noktada müdahale etmek ya da ısrarla onu değiştirmeye çalışmak, hem seni yıpratır hem de çoğu zaman sonuç vermez. Zaten muhtemelen karşındaki kişi sana defalarca söz verdi ama bu sözleri tutmadı.
İnsanları değiştirmeye çalışmak çoğu zaman boşuna bir çabadır. Herkes kendi iradesi ve seçimleriyle hareket eder; başkasının sınırlarını ve rahatsızlıklarını değiştirmek onun sorumluluğunda değildir.
**Çünkü kaybettiklerimiz, çoğu zaman bize hayatın en derin sırlarını öğretir. Zamanı, sevgiyi ve insanı değerli kılmak cesaret ister. Ve en önemlisi, kayıplardan sonra bile yeniden başlamak mümkündür.**
Mehmet kırk iki yaşındaydı. Bir zamanlar gürültülü sofraların, dost kalabalıklarının, çocuk kahkahalarının arasında yaşayan bir adamken, şimdi kendi sessizliğinin içine gömülmüş bir yabancıya dönüşmüştü. Boşanmanın ardından hayat, onun omuzlarına görünmez ama ağır bir yük bırakmıştı: yalnızlık. Günleri birbirinin kopyası gibiydi. Sabah, karanlık uykudan koparılıp işe gidiş; akşam, tükenmiş bir bedenle eve dönüş; ardından ise derin bir sessizlik. Kasabanın üzerine her akşam iner gibi çöken kalın sis, sanki onun ruhuna da sızmış, tüm duygularını gri bir örtüyle boğmuştu.
Bu kasabada insanlar, birbirlerini yüzlerinden değil, gölgelerinden tanırdı. Çoğu zaman sözcüklerden çok suskunluk konuşurdu; bakışlar kısa, adımlar telaşlı, sohbetler ise yarım yamalak kalırdı. Sis, yalnızca sokakların değil, kalplerin de hafızasını silmişti.
SON NEFESİN GÜNLÜĞÜ (BARIŞ)
Gece öylesine sessizdi ki, sanki dünya nefesini tutmuş, zamanı beklemeye almıştı.
Direksiyonun üzerinde ellerim titriyordu. Yanımda Aylin vardı; başı cama yaslı, nefesi incecik, kırılgandı.
Her soluk alışında biraz daha kayboluyordu bu dünyadan; sanki varlığı yavaşça eriyordu elimden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!