Sonra ne oluyor biliyor musun?
Geçiyor…
Başta kalbini sıkan o düğüm,
yutkununca acıtan o gölge,
gecelerin ortasında ansızın gelen o sızı…
hepsi, usul usul hafifliyor.
.....Çünkü beyin yeniliği sever.
Tanıdık olanı sıradanlaştırır.
Sahip olduğumuza alışır.
Biz heyecanı sevgi sanıyoruz.
Yoğunluğu bağlılık sanıyoruz.
Az önce önüme düştü, bir kadının profilinde dikkat çekici bir cümleyle karşılaştım:
“Hayatıma alacağım sevgili…”
Altında, aradığı kişide bulunması gereken özellikler uzun uzun sıralanmıştı. Satırlara sinmiş bir arayış havası vardı: Bu kelimeler dikkat çekmekten çok, içteki bir boşluğu doldurma çabası taşıyordu.
Kadının geçmişinde kaç ilişki yaşamış ya da nasıl tecrübeler edinmiş olursa olsun, bu kadar kolay ve aleni bir şekilde “ideal sevgili” tanımı yaparak, hayatına alacağı sevgili modelini takipçisi Erkeklere ilan vermesi basitliktir.
Hayat, insanın en büyük derslerini, çoğu zaman kalbinin en kırılgan anlarında verir. Bir bakış, bir söz, ya da bir suskunluk, yılların öğretisini tek bir darbede sunar. Ve modern çağda bu derslerin sahnesi, sosyal medya gibi dijital bir aynadır; her geçen gün daha fazla insanın özünü yansıtan, ama aynı zamanda gerçeği çarpıtan bir platform.
Sosyal medya, çağımızın en parlak, ama en yanıltıcı aynasıdır. Herkes o aynaya bakar, kendi yüzünü görmeyi umar; ama gördüğü şey, gerçek değil, parlatılmış bir yansımadır. Bu yanılsama, özellikle kadınların hayatını şekillendirir. Fotoğraf kareleri, filtreler, özenle seçilmiş pozlar… Her biri, sadece bir anlık ifade değil, aynı zamanda bir imajdır. Kendini on binlerce gözün önüne sunmanın, beğenilerle değer kazanmanın yeni yoludur.
Bir kadın için, o an sadece bir paylaşım değildir; o, “Ben buradayım” demektir. “Ben hâlâ görülmek, hâlâ arzu edilmek istiyorum.” Beğeniler, kalp emojileri, her bir yorum, birer küçük zaferdir. Dopaminin sıcaklığı, kısa süreli bir mutluluk dalgası yaratırken, içindeki boşlukları geçici olarak doldurur. Fakat bu mutluluğun ardından bir yalnızlık gelir, tıpkı bir maskenin arkasında saklı kalmış gerçek bir yüz gibi.
Şöyle bir hesaba denk geldim.
Ben ilişki tavsiyesi veren sözde uzmanları izlemeyi uzun zaman önce bıraktım. Çünkü gerçek bir ilişkinin taktikle değil, içten gelerek yaşanması gerektiğine inanıyorum.
Ama bu hesabın yüzündeki yapaylık, sahte özgüven ve zorlama mimikler dikkatimi çekti. Birinin taklidi, bir parodi hesabı sandım.
Sürekli sosyal medyada psikoloji videoları izleyen her gün yeni bir “uzman” keşfeden, birinin dediğini ertesi gün başka birine göre düzelten insanlara sözüm var:
Artık bırakın. Cidden bugün bir karar alın ve bırakın.
Evliliği ya da ciddi bir ilişkiyi; üç cümlelik reels tavsiyeleriyle yürütemezsiniz.
Bir gün “mesafe koy” diyorlar, ertesi gün “ilgi azalt”, sonra “stratejik sus”, sonra “duygunu gösterme”.
“Bir kadın gitmeden önce birçok kez içinden gider.”
Ve Murat, sessizliğin ortasında ilk kez bu kadar net anladı:
Bir kadını kaybetmek bazen tek bir büyük yanlışla değil, yüzlerce küçük “umursamama”yla olur.
I. Sessizliğin Başlangıcı
SÜRÜM GÜNCELLEMESİ TAMAMLANDI
Versiyon 2.0
Bir erkek, yaş aldıkça değil; kendini geliştirdikçe olgunlaşır.
Zaman, durağan olanı değil, değişmeye cesaret edeni ödüllendirir.
Yerinde sayan erkek, gün gelir kendi gölgesine bile yabancılaşır.
SUSKUN KIYILAR - I. ŞEHİRDEN KAÇIŞ
Şehrin merkezindeki otobüs terminalinden çıktığında sabahın ilk ışıkları dağların üzerinden süzülüyordu.
Erkan, elindeki küçük çantayı omzuna attı, derin bir nefes aldı. Hava tuz ve çam kokuyordu.
Fethiye sabahları, İstanbul’un hiçbir sabahına benzemiyordu. Burada zaman yürümüyor, sanki nefes alıyordu.
''Ben de yeni öğrendim;
İkinci bir şans kazanmak, ilk şansı kaybetmek demekmiş.
Bize de öyle oldu''
Bazı güzellikler, sonsuza kadar sürmezmiş.
Kalbinde kök salmasını istersin ama hayat sana onları sadece “bir zaman” için verirmiş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!