I. BÖLÜM — GECENİN NABZI
Fethiye’nin kalbi, geceleri de atar.
Ama Paspatur’unki, başka çarpar.
Taş sokaklar, yüzyılların suskunluğunu taşır; duvarlar deniz tuzu ve eski hikâyeler kokar.
Rüzgâr, rakı ve pişmanlık taşır; her köşe bir hatıranın eşiği, her gölge bir itirafın bekçisidir.
ALİS
Patili küçük zıp zıp kızım Alice için
Evde bir neşe var; adı Alis.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanır, patilerini yere vurur,
Her sabah doğar kelimeler seninle.
Kahve kokusu, uykunun kenarında unutulmuş bir rüya gibi dolandırır odayı.
Kalem ucu yıpranır düşlerinden,
Her harf, senden kalan bir nefesle yazılmak ister,
Her kelime, senin kalbinden süzülür gibi doğar.
Sosyal medyada sürekli tekrar edilen “kadınlar sadık, erkekler aldatır” anlatısı gerçeği çarpıtmaktır.
Asıl sadık olan erkektir.
Bugün toplumlarda bir erkeklik sorunu olduğu doğrudur; ancak bu babaların oğullarını yetiştirememeleri ve çoğu zaman kadınların erkek çocukları yanlış yetiştirmelerinden kaynaklıdır. Sorumluluk görmeden büyüyen erkek, sadakati bir görev değil bir seçenek sanır.
Evlilik, iki kalbin omuz omuza taşıdığı en ağır sorumluluktur.
Hayatını dışarıdan gelecek beğeni ve yorumlara göre biçimlendirmek, evliliğe ihanettir.
Bir insan “Eşim ne hisseder?” sorusunu bir kenara atıp, “Takipçilerim ne der?” diye düşünmeye başladıysa, sadakatin yönü çoktan kaymıştır.
Gerçek bağlılık, ekran ışığına değil; yastığını paylaştığın, kalbini açtığın kişinin ışığına yönelmektir.
Şairin kocası olmak zordur siz bilmezsiniz…
Kadının kalbi derindir çünkü,
suskunluğunda bile fırtınalar saklar;
bir kelimeyle umut olur,
bir nefesle bütün acılarını yeniden yazar.
Bir ilişki değil,
Ruhuma dokunacak bir varlık istiyorum.
Sustuğumda susabilen,
Sessizliğimi korkmadan dinleyebilen birini.
Bir filmin ortasında,
Sen…
Sabahın ilk ışığında doğan sessiz bir güneş,
Kendi yorgunluğunu saklayan, dünyayı aydınlatan bir nefestesin.
Gülüşün odaları sarar, ışıkla dolar her köşe,
Bakışların suskunluğun içinde bile şiir taşır söze.
Bir sabah sessizce doğar gün,
Pencereden içeri dolan ışık gibi girersin hayata.
Ne bir davet, ne bir hazırlık gerek,
Varlığın yeter… her şey yerli yerine oturur.
Sesin...
Toplumda erkek olmayı yalnızca sertlik sanan bir anlayış var hâlâ. Susmayı güç, duygusuzluğu olgunluk, mesafeyi ağırlık zanneden… Oysa çoğu zaman bu “ağırlık”, yüzleşmekten kaçan bir hafifliğin örtüsüdür.
Erkek, duygusunu ifade etmediğinde değil; onu inkâr ettiğinde zayıflar. “Ben böyleyim” diyerek değişime kapıyı kapatmak, karakter değil konfordur. Sorumluluk almamak, susarak yönetmeye çalışmak, duygusal emeği kadının omzuna bırakmak erkeklik değil; yetişmemişliğin adıdır.
Birçok erkek, sevilmeyi hak etmekle, sevilmeyi talep etmeyi birbirine karıştırır. Emek vermeden ilgi bekler, varlık göstermeden anlaşılmak ister. İlişkiye eli boş gelir; sonra da neden doyurulmadığını sorar. Oysa ilişki, sığınılacak bir liman değil; yük alınacak bir yol arkadaşlığıdır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!