Damarlarımdan akarken boz bulanık Ham Köy'ün tozu,
Göğsümde bir uğultu, adı yok, tarifi zor huzursuzluk.
Pınarın başında, suyun toprağa sızan çığlığı,
Her damla bir "neden?", gölgem bir yılan gibi dolandı.
Rüyalarımda eriyen Görünmeyen Köy, bir nefes ötede,
Toprak altında yatan kayıp harfler, parmaklarıma fısıldadı:
Bu mektubu sana göndermeyeceğim.
Çünkü bazı sözler ulaştığında değil,
ulaşmadığında iz bırakır.
Ve ben sende iz bırakmak istemiyorum—
zaten varsın.
Gönül çerağım yandı bu gece,
Dertlendim derdime derman ararım.
Yaralandı sinem döndü niceye,
Belki bir merhem süren ararım
Yıldızlar şahit bu ahu zara
Gönül göç eylemiş fâni dünyadan,
Bir kâmil aramış, sırra ulaşan.
Mürşidin nefesi değse bu ruha,
Vahdet deryasında yüz bulur canan.
Bırak benliğini, olasın bir sen,
Be hey gönül, aşktan ne anlarsın sen?
Senin yâr sevmeye mecâlin mi var?
Balık olur deryâları gezersin,
Senin sığınacak limanın mı var?
Gurbet elde figân eder âh edersin,
Koşturup dururuz, bir hiçin peşinde,
Zaman, çökmüş bir at şimdi, yorulmuş eşiğinde.
Sözler pul olmuş dillere, sevda süs niyetinde,
İnsanlık küle döndü; kimse dönüp görmedi hâlinde.
Ne kaldı o eski bahçelerin muhabbetinden?
Gönül pazarına geldim bir pula,
Hak kelâmı sattım, Hak'tan aldım hüner.
Arifler meclisinde kıldım niyâzı,
Mürşid önünde eğildim, sattım benliği... SATARIM!
Arifler sırrını bilir eşyânın,
Gönül coşkun bir umman, sevgiyle çağlar;
Hakikat sırrına erenler ağlar.
Aşkın badesinde içen her can,
Erenler yolunda Hakk'ı ararlar.
Semah döner, aşk ile yanarlar;
Gözlerimde biriken akşam,
tütün rengi bir kelebek uçar dudaklarımdan.
Şehir, sırtında biriken yalnızlığıyla uyur,
rüyalarında demir parmaklıklı bir gökyüzü görür.
Kalbim, bir duvar saatidir bozuk,
Güneş ağlar gizli gizli,
Her şafakta bir sır çözülür.
Bulutlar niyaz eder,
Rüzgâr Zeyneb’e söz olur.
Toprak kırbaç yedi, yüreği dağlı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!