Benim de yurdum yok imiş meğer,
Bir kuş misâli konup göçüyorum.
Ne doğduğum toprak, ne vardığım şehir,
Gönlümdeki sırra eremiyorum.
Bir çadır kurdum gurbet gecelerinde,
Gök delindi, yıldız aktı tözüme,
Ben o “Ol” emrinin ilk hecesiyim.
Ne ararsın beni tozlu izimde,
Zamanın donduğu anın gecesiyim.
Buzulda bekledim sırrı bin asır,
O gece, sandıklar çiçek açtı İstanbul’un kalbinde,
Her mühür, bir yıldız oldu; sayılar ışık dansetti.
Bir adam, “Halk benim” dedi, denizler aynasında,
Sözü bir güvercin oldu, uçtu kulelerin üstüne…
Sonra ansızın
Damarlarımdan akarken boz bulanık Ham Köy'ün tozu,
Göğsümde bir uğultu, adı yok, tarifi zor huzursuzluk.
Pınarın başında, suyun toprağa sızan çığlığı,
Her damla bir "neden?", gölgem bir yılan gibi dolandı.
Rüyalarımda eriyen Görünmeyen Köy, bir nefes ötede,
Toprak altında yatan kayıp harfler, parmaklarıma fısıldadı:
Bu mektubu sana göndermeyeceğim.
Çünkü bazı sözler ulaştığında değil,
ulaşmadığında iz bırakır.
Ve ben sende iz bırakmak istemiyorum—
zaten varsın.
Gönül çerağım yandı bu gece,
Dertlendim derdime derman ararım.
Yaralandı sinem döndü niceye,
Belki bir merhem süren ararım
Yıldızlar şahit bu ahu zara
Gönül göç eylemiş fâni dünyadan,
Bir kâmil aramış, sırra ulaşan.
Mürşidin nefesi değse bu ruha,
Vahdet deryasında yüz bulur canan.
Bırak benliğini, olasın bir sen,
Be hey gönül, aşktan ne anlarsın sen?
Senin yâr sevmeye mecâlin mi var?
Balık olur deryâları gezersin,
Senin sığınacak limanın mı var?
Gurbet elde figân eder âh edersin,
Koşturup dururuz, bir hiçin peşinde,
Zaman, çökmüş bir at şimdi, yorulmuş eşiğinde.
Sözler pul olmuş dillere, sevda süs niyetinde,
İnsanlık küle döndü; kimse dönüp görmedi hâlinde.
Ne kaldı o eski bahçelerin muhabbetinden?
Gönül pazarına geldim bir pula,
Hak kelâmı sattım, Hak'tan aldım hüner.
Arifler meclisinde kıldım niyâzı,
Mürşid önünde eğildim, sattım benliği... SATARIM!
Arifler sırrını bilir eşyânın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!