Toprak silahsız bir orduyu bekler,
Buğday taneleri sırrını dizer.
Biz ki açlığın kitabını yazdık,
Ekmeğin kıyametini gördük.
Bir ağaçtık, kökümüzde sultanlar,
Zahit bana taşa tutar deli der
Benim aradığım bende sende sır
Hırkam melamettir yolum Ya Ali der
Kınayanın gördüğü bende sende sır
Hey dost bende sende sır
Zaman aktı, dediler, "değişmen lazım."
Herkes başka bir denize yelken açtı.
Yeni maskeler taktılar yüzlerine,
Unuttular eskiyen sözlerini.
Aynalara baktım, hep aynı adam.
Âdem'i yerlere çalan,
Kâbil olup cana kıyan,
Nûh'a da biat etmeyen,
Benidim,
Benidim dost benidim.
Beni nüfusa yazdılar,
Doğdum sandılar.
Beni okula verdiler,
Adam olacağım sandılar.
Ben o’yum ki meydan benim,
Yâre canan, düşmana kin!
Zalime çekilmiş demir,
Ben Ali’yim, aşk ile Hu!
Söz ezelden verilendi,
Gökte beş köşe bir nur parıldar,
Her köşesi gönül sırrın fısıldar.
Şaşkın gözlerle âleme bakan,
Hakk'ı arar durur, derdiyle yanan.
Evvel Muhammed Mustafa bir nurdu,
Otuz beş bahar, sanki bin yıldı,
Yollarında gözlerim yaş ile doldu.
O köyün dağlarını duman mı aldı?
Ben de gurbet elde kar boran oldum.
Yaralı gönlümde dinmez bir sızı,
Kırk gece kırk gündüz çilemden artakalan,
Kırk yara, kırk dua, kırk sır saklı hırkam.
Her yama bir ömür, her dikiş bir ah;
Yenimde Kerbelâ, kolumda Yezid'e lanet.
Bir yama: Bir kış gecesi, kapıya bırakılan ekmek,
Bir çocuğun cebinden
gökyüzü çıktı bir gün.
Mavi değildi.
İçinde biraz taş,
iki paslı vida,
yarım bir bisküvi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!