bakışlarında öyle bir mana var ki;
derin mi derin, çözemiyorum.
niyeti gitmek mi, kalmak mı
nedir?
bilemiyorum.
ve,dudaklarında öyle bir söz var ki;
ey yosun kokulu yar!
bak yine zifiri karanlık yürekler,
yine güneş kokuyor şehrin tüm duvarları…
işte bu saatler ve bu vakitlerdir,şehri terk etmenin zamanı.
toplayıp tası tarağı,ne varsa ortalıkta sana dair
hepsini yükledim çoban çantama…ve gidiyorum!
Karanlık basınca dağlara
Tütünü tenin
Dumanı ayrılık kokan
Bir cigara düşer aklıma
Ve alev olur çakmağımda,
Gözlerin...
Ah be yanlış zamanda,
Yanlış coğrafyaya doğan kadın.
Yağmurunda ıslanmasan da
Gök yüzüne umut eker, bakışların.
Hele bir de kendine has gülüşün var ki;
Bir değil, bin ömre bedel...
Açılım... saçılım derken, her nedense benim de belleğimde tarihin yakın derinliklerine doğru bir açılım sevdası başlayıverdi.
PKK'lıların ve açılımcı yandaş medyanın genlerinin tarihi geçmişini aralamaya çalışırken kendi kendime şöyle bir düşündüm ve dedim ki; " Ya, be arkadaş! İki ayaklı sacayağı olmaz. Bu tarihin üçüncü bir ayağı olmalı...yani, siyaset ayağı."
Evet... Bugün olduğu gibi, dün de bir siyasi ayağı vardı!
İnsan,akreple yelkovan arasına sıkışmış; dışındaki varlık ve olguların zinası ile zorla oluşturulan piç bir zamana mecbur değildir.Bir de iç dünyamızda, bizi biz yapan sonsuz zaman vardır.
Doğum ve ölüm saati arasına sıkıştırılmış...kendimiz için değil, çevremiz için yararlı olan bu dışsal “piç” zaman yerine,istediğimizde içinde zaman yolculuğuna çıkmamıza olanak sağlayan “iç” zamanımızın var olduğunu kabul edersek,işte o zaman insanın tanımını; ”iki zamanlı varlık”,diye yapabiliriz.
Belki de bu bağlamda zamanı da yeniden tanımlamamız gerekiyor!
Örneğin:
Dışsal (piç) zamana; içini ruhumuzun ve düşünsel dünyamızın malzeme olarak doldurduğu, beden ambalajımızın zamanı anlamına gelebilecek “Biyolojik Zaman”…
Bizi, olduğu yerde sabit yaşayan bitkilerden… Yeme, içme, üreme alanı kadar alanı algılayabilen ve o alanı korumaktan öte beceri sergileyemeyen diğer canlılardan yaratıcı hayal gücümüze ileri-geri sınırsızca hareket izni vererek ayıran iç zamanımıza da, “Varlık Zamanı” diyebiliriz.
Ne zaman ölüm aklıma düşse;
Her defasında,
İlk önce,
Kefene sarılmış gençliğime
Dokunur ellerim kucağımda...
İçime hapsoldum.
Yüreğim,
paslı ranza.
Soluk saman sarısı,
düşlerim.
Sığırcık kuşları,
Ey sevgili!
Biliyorum,
İçinden;
"nasılsın?" diye,sormak geçiyor.
Soramıyorsun!
Dur!
nedir bu tanrım, neler oluyor bana?
yüreğimde derin bir hüzün;
ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum.
dudaklarımda hoş bir tebessüm;
gülmek istiyorum, gülemiyorum.
içimde sonsuz bir enerji;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!