Üstümüze inerken acılar perde perde
İsyan etmemek mümkün mü kokuşmuş bu âlemde
Zaman öyle bir zaman ki kendi öz ruhunu yitirmiş
En güzel türküleri bir hoyrat sürükleyip götürmüş
Kar yağdı yollara gülüm
Bir dilek tut çabuk gelem
Bırakırsa beni ölüm
Bir dilek tut çabuk gelem
Şu dünyanın dertlerinden
(Ortadoğu’da Din ve Mezhep çatışmaları üzerine)
*
Ne diyor o kutsal kitap
Ne diyor Yaradan;
Kapılıp da bir asılsız sevdaya
Aman yükseklere çıkma gönül
Korkarım kalırsın yolunda yaya
Her geçen dilbere bakma gönül
Bakarlar yüzüne, sana gülerler
Eğer beklediğim biri varsa uzaklardan
Gelecek diye
Uyku girmez gözlerime
Aklım yollarda kalır
Hele de o gelen sensen
Ellerim İstanbul
Başım Erzurum benim
El değmemiş koyaklardan
Nergisler goncalar derlerim
Ben böyle değildim eskiden
Böyle yıkık böyle viran değildim
Yıkılmışım dağılmışım saçılmışım
Aşılmaz bir dağ zannederdim kendimi
Gel gör ki çok kereler aşılmışım
Ekin tarlalarında dinledim
Doğanın türküsünü
Bir akşamüstü
Seyrederken aşkın büyüsünü
Şairliğim aklıma düştü
Tüm sokaklar yangın yeri sanki
Tüm şehir tarumar
Yine azdı, kudurdu eyvaah!
İnsan denen canavar
Kötülüğün ölçüsü yok sınırı yok sonu yok
Ey yüreği taş kesilen insanlık, söyle;
Kızıl ufuklara baktıkça her akşam, bana gam gelir
Nihavent çalsa da sazlar sazende, yine hüzzam gelir
Bir yavru ceylan ağlar tellerinde kemanın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!