koyardı şaşkın kımıltısıyla dağların görünmezliği
güneşli çocuk sabahları gülüşünde hayaldir ancak
bahçesiz bir ülkede ben kralın ihanete uğramış yalnızlığı
leyla kaybolmuşluğunda buldum neyleyim çehreni
çölde serap değil usare kollarının gölgesi isyanına
çıkarıp attığım gül solmuşluğu ömrümün
sabaha yalvaran dağların hıncıyla gölgeli
alıştım çatkapı gözyaşlarına
sonbahar kalbimde sonsuz bir soygun
hayat suça teşvik çanak tutar çünkü ölüme
bir okulda öğretmen açığıdır yokluğun
ben boş ders dikkatsizliği oldu bittilerde
insan yorulmak bilmez gülüşlerini izlerken
hiçbir şeyin olmasa gençliğin kırılırdı bekleyişime
sigaraların bekletirdi iç işleyişini yürek yanılgılarımın
sözsel davranmalıydık belki yolculuk zordu
kuşları izlemek öğle ve akşam arası
yaşama alışkanlığımın ötesindeki gölge:
akşamüstüydü
şehre baktım uykulu
düşündüm kendimce birşeyler
griyi ilk defa bu kadar sevdim
alıştım güneşin vedasına
şimdi evlerde kavuşma vakti
belalı iştir şarkılara inanmak
kalenderce ayrılmak gibi
akşam üşümesinden
üstüne yıldızları kuşanıp
saman yoluna dökerek içini
cıvıltılarıyla paramparça ederlerdi
uzaklığı süreklileştiren yabancılaşmayı
kalbimde sitemsizce taşıdığım
ölü kuş sürüleri suretleri...
ve kırılgan bir düş sonrası huysuzluğuyla geçti ömür
sevdan alemde yeni bir hakikat
sen ilk yalansın
ikna olamamış suçların şüphelisi
sen içimde
birdenbire kara görmüş denizci çığlığısın
aramızda inkarı imkansız paylaşılmış orman yolculuğu
üzerimde laciverdî ağlamaklı
dünyaya darmadağın saçların
gülümser elmacıklar dururken bir köşede
dargın yalınayak
karagün dostu mektupların
koşar adım hikayeleri gibi
sazıydı ya
köşebaşlarına sinmiş her tıkırtı
ya da yansıması soysuz bir ışığın
umutlarımın kör noktalı sazıydı ya
konuşmaktan korkarım




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.