Bu akıp giden su benim,
Sularıyla kayaları yalayan ırmak,
Kanatlarını sularda çırpıp duran kuş,
Bu yokolup gidiş,
Şu savruluş,
Şu bir an sonra bir anı olan zaman,
Allah guvat versin viteslerine,
O karton ecaba firen mi, gapdan?
Yarışa mı çıktın uçak yerine?
Bahdığın yerleri gören mi, gapdan?
Kontrol ettin mi, lastikler nasıl?
Gençliğe güvendim, yıllar götürdü,
Şansıma güvendim, sildi süpürdü,
Bir sevda gönlümü yedi bitirdi,
Şu garip başıma gelene bakın.
Böyle mi solarmış yediveren gül?
Bak nasıl tükendim hayallerinle,
Kaydı gökyüzünden yine yıldızım.
Eğil uzaklardan dokun elinle,
Geceler içinde yapayalnızım.
Rüzgar fısıldasa; sesin diyorum,
Kuşların göçüp gittiği bir sonbahar günüydü,
vakit ikindiden az biraz ileri,
çarşafını sermeye çalışırken akşamın elleri
Fırat ‘la karşılaştım.
Tıpkı sana benziyordu;
yaklaşırken hırçındı, giderken durgun,
İmparatoriçe değilsin,
Çariçe, kraliçe değilsin,
Melike değilsin, sultan değilsin
Ama nasıl bir cansın canlar içinde,
Nasıl bir hanlar içinde hansın,
Bir mavi denizsin dalgaları yosun kokulu,
Ben seni yıllarca avuttum
Türkülerimin kollarında,
Düşüncelerimin en kör-kütük zamanlarında,
Kalmışken başım bir yanda, gönlüm bir yanda,
Hanlar yaptım yorulduğun yerlere,
Altına serdim ömrümü sergi eyleyip,
Davrandım kalemime,
Güvendim kelamıma,
Yanlış geldi yanıma,
Bendeki tashih etti.
Kalemi tuttu eli,
Denimiz yok, unumuz yok, Ana beni eversene.
Köyümüz var, yolumuz yok, Ana beni eversene.
Eller gitti gökte aya, Bizler kaldık yine yaya,
Tam giderken Almanya ‘ya, Ana beni eversene.
Erzurum ‘lu der ki; ‘Pıhart, çıhıram…
Dar dünyada ben evsiz mi galiram? ..
Toto vurdi, ben de bir ev aliram,
Başan parçalansın evin itoğlit…’
Trabzon ‘lu der ki; ‘Öıkayrum itmaaa…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!