Sevda ne tatlı şey, ne tatlı ahenk,
Hem ılık, hem güzel, hem de rengarenk,
Sanki baş üstünde bir altın çelenk,
Derdi de çekilir mihnetleri de.
Sevdalı gönüller nasıl da garip,
Elele girelim gel, masallara,
Binerek düşlerden gelen sallara,
Yazılsın aşkımız tüm kumsallara
Kerem ‘le Aslı ‘ya nisbet olarak.
Saraylar kuralım gülücüklerden,
Şehit verdim aklımı-başımı hasretinle çarpışırken,
Yoluna başkoyan yiğitler misali yüreğim,
Her yanımda bir ok yarası, bir kılıç yarası,
Ne kalkanım fayda etti, ne hünerbazlığım,
Başlamadan sona erdi,
Elkızı, ellerkızı
Yine ben yataklardayım, sen sefalarda,
insaf mı kalmış ki kullarda?
Çevremde çocuklaşıp durmuş hüznüm, özlemlerim,
gözlerim çilelerimin gözlerinde,
ellerim ellerinde acılarımın,
sanki karasevdamın diyetini bekliyorlar benden.
Dinle beni sevdiceğim
Sana neler diyeceğim,
Ne haberler vereceğim,
Duymadınsa bir duy da gör.
Bahçelerin selamı var,
Sizler benim diyetlerimsin gözyaşlarım,
Öylesine çıkarmışım gözlerimden, elimde olmaksızın,
Ne geri döndürebilirim, ne acıyabilirim,
Başımda dönüp dururken bu karasevda,
Yılan gibi çöreklenmişken bu boyun eğriliğim,
Yazılmış alnıma bu diyet, borç olarak,
Yaşlandım, ayağım değdi yerlere,
Yüksekten taş gibi düşüyor oldum.
Kurudu damarım, çekildi kanım,
En sıcak havada üşüyor oldum.
Yürek yumuşadı gözde yaş için,
Dön yüzünü mehtaba, sırmalaşsın saçların,
Serin gölgesi vursun yüzüne ağaçların,
Endamın heykelleşsin üstünde yamaçların,
Dünya böyle durdukça sen de dur, sen de varol.
Öyle kahkaha at ki; billurlaşsın kubbede,
Bir sabah erkenden gel vur kapımı,
Seni bir göreyim dünya gözüyle.
Eşikler üstünde söyle adımı,
Seni bir göreyim dünya gözüyle.
Gölgen fidan gibi düşsün içeri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!