İsmail Aksoy Şiirleri - Şair İsmail Aksoy

İsmail Aksoy

Hep bekleyen asla birini beklememiş olandan
çok daha fazla mı acı çeker?

Nerede sonlanır acaba gökkuşağı,
senin ruhunda mı yoksa ufukta mı?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Hep kırıktır fabrika camları.
Birileri savurur hep tuğla parçalarını,
Birileri fırlatır hep cürufları,
Yapar çirkin hödük hileleri hurdaları.

Hep kırıktır fabrika camları.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Gizem

Yüreğe yakın yerden,
orta yerden türeyen üçüncü eli
görmedi kimseler. Bırak, ne sağ
ne de sol el hazırlasın

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Gómez, Venezüella’nın bataklığı,
boğuluyor yavaşça yüzler
ve ruhlar çalılıklarında.
Geceleri düşüyor insanlar ona,
hızla hareket eden kollarla, koruyan
yüzünü korkunç darbeye karşı,

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Kaliforniya’dan getirdim silisyumdan dikenleriyle
boynuzlu bir murexi, katılaşmış gülün
o dikenli giysisi örtülmüş dumanla,
ve içi bir gırtlak gibi gül kızılı, yanmış
etli bir taçyaprağının uysal karanlığıyla.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Git, güzelim Gül, -
Zamanını ve zamanımı boşa harcayan o kadına söyle,
Bilsin artık,
O’nu sana benzettiğimde,
Nasıl şirin ve hilesiz gözükür gözüme.

Devamını Oku
İsmail Aksoy

“Efsaneler ve Mirolóyiler”den

1

Gözleri dağlanmış adamın aşkı hakkında söylencedir
Prensti O

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Sardese giderken
Anlatır bana gördüklerini
mağaraları, dağdaki çökmüş duvarları
dağdaki bir resmi
Bilmem ki kim
yontmuş kimin heykelini

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Gecenin midye kabuğunu yaslarsın
Kutsal kulağına, sevgili bayan.
Sevincin bu ılımlı korosunda
Hangi sestir yüreğine korku veren?
Kuzeyin boz çöllerinden gelen
Irmakların püskürmesine mi benziyordu?

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Zahmetli diyorum gerçekliğe, köpek gibi, ve ben de uluyorum. Soylu adamla tayfanın arasında diyalog kurmayı, zürafayı boyamayı, akordeonları tanımlamayı, saldırı ve dirençten oluşan belimde çıplak salınıp duran ilham perimi övmeyi nasıl istemezdim ki. İşte böyle benim belim, genel olarak bedenim, tetikte ve uzun süren bir savaş, ve dinliyor böbreklerim.

Ey tanrı, ne kadar geceye alışkın kurbağa uçuşmuyor ve horlamıyor ki kırk yaşındaki gırtlaklarıyla, ve nasıl da dar ve yıldıza benzeyen eğimle kavrayıp duruyor beni ta en uçtaki noktaya dek! O İtalyan şarkıcılar, astronomi doktorları benim yerime hüngür hüngür ağlamak istiyorlar, çevrilmiş bu siyah şafakla, ta bu keskin kılıçla belirlenmiş olan yüreğe dek!

Ve sonrasında bu sıkışıklık, gecenin elementlerinden oluşan bu birlik, her şeyin ardındaki bu rica, ve bu soğuk, yıldızlarla beslenmiş besbelli.

Devamını Oku