Irmaklar tanıdım:
Dünya kadar yaşlı ve insan damarlarındaki
İnsan kanının çağıltısından daha yaşlı
Irmaklar tanıdım.
Irmaklar kadar derindi ruhum.
İşe Sıfırdan Başlamak
… Ölüm dik dik bakar bizim tutkularımıza, ve sustururuz onları; hayata karşı olan şey ne ise onunla uyumlu yaparız arzularımızı; ve varoluşumuzun büyük kısmını kâr ve güç bulmanın lânet arayışına dayanak yaparız. … Bir bütün olarak bakıldığında, otorite ve para gerçekten de âşıkların öpüşlerinin nasıl olacağını düzenleyebilir mi? Veya kaç para olacaklarını belirlediklerinden dolayı şarabın tadını, veya senin rüyalarını veya bir dağ yamacındaki kekik kokusunu belirleyebilir mi? Eğer böyleyse ve böyle yapabiliyorlarsa, dünya tersine dönmüş demektir, ve ben bu dünyayı düzeltmek istiyorum. … Öyle alışmışlar ki insanlar korkmaya, öldürmeye, hor görmeye ve nefrete, içlerinde kendilerinin yanlış davrandığını fısıldayan sese sağır kalırlar, ve kendi hayatlarında tiksindikleri ne varsa onları basitçe yansıtır tavırları. Bu yüzden kendi umutsuzluklarını baskılayabilecek ilaçları tercih ederler – bu şipşak tedavi yanılsaması onları oyalar. Fakat onları yiyip tüketen kanser baki kalır. … Ölüm yakalar seni ve sendeleyip kayarsın hayattan, harap düşersin muhasebe defterlerini tutmaktan ve gündelik sefaletin bilançolarından, veya abartılı bir siyasetçi misali desteklenir marifetin, çünkü çok mükemmel bir şekilde ölmeyi başarabildin. Nefret etsen bile güçten, her şeye rağmen gene de saygı gösterirsin güce, çünkü bütün menfur eylemlerini onaylayan o reddeden küstah tavrını güçten ödünç almışsındır. Fakat hayat küçük düşürür en harika teorileri olanları bile. Buyrukları ve yasaları ve sınırları çevreleyen cesaret ve gülüş hazlardan doğar sadece; bir çocuğun masumiyetiyle düşer üstüne hâlâ yargılayanların, baskı kuranların, hesap yapanların ve yönetenlerin. … Bırakalım ölüler gömsünler yaşayan ölüleri. … Kendi arzularını terk eden herkesin keşfedeceği üzere, zehirlidir ölü gerçekler. … Diğer öbür kitaplardan daha fazlasını söylemiyorsa şayet, nedir ki değeri o kitabın? … her birimizin taşıdığı yalan sadece tam da ne yapmak istiyorsak onu pişmanlık duymaksızın ve kararsızlık yaşamadan yaparak dağıtılabilir. Burada hangi yalanlar kalmışsa senin arzuların kökünü kazısın onların, ve yok etsin beynindeki o büyük engizisyoncuyu. … Kendisini sevmeyi öğrenen her kişi ötesindedir tertiplerin ve utanç nöbetlerinin ve suçun ve sevme korkusunun; ve bu kişi şunu çok iyi bilir: hatalarıma rağmen bir milim dahi sapmayacağım bireysel istencin yaşayacağı bir temele dayanan bir toplum yaratma arzumdan, her şeyiyle başının üstünde ters duran bir toplumu evrensel olarak baltalayarak yapacağım bunu. … Bireysel özerklik üstüne binlerce yıllardır konulmuş o kayayı kim parçalayacak? Çünkü hayli zamandır yaşamayı öğrenmenin anlamı ölmeyi öğrenmektir. … Her birimizin içindedir anahtar. Kullanma kılavuzu verilmiyor o anahtarla. Kendi kendini tek referans noktası olarak görmeye karar verdiğinde, birbiri peşi sıra isimler sıralama tuzağına düşmezsin. Senin veya benim olabilir bu isimler; başka insanların düşüncelerine boyun eğme, veya olayları değerlendirişin belli bir kalıba girmesin. Ve tarih içinde bir hareketin parçası olmuş o daimi olarak mevcut hatıraları olan insanlarla bağ kurmaktan da vazgeçeceksin; çünkü o hatıralar bir şeyi deneyimlemekten edinilecek kişisel faydayı hâlâ engellemektedir. … Kendi hayatlarımızı keşfetmek tümüyle bize kalmış bir şey. Öyle çok enerji harcıyoruz ki vekâleten yaşamaya, gerçekten öyle ağır bir iş ki bu, kendini sevdiğin anda buna yeter dersin. Bu enerjiyi içindeki çocuğa, o tamamlanmamış yaratığın başarısına ve gelişmesine harcamalı. Arzunun anonimliğine erişmeyi ve sellerin beni alıp götürmesini isterim. …
(“Hazların Kitabı”ndan)
Işık Çağıldıyor İçeriye
Pencerenin dışında ilkbaharın o uzun hayvanı
güneş ışınlarının şeffaf ejderhası
akıp geçer bitimsiz
bir varoş treni misali – hiç yetişemedik başını görmeye.
Işık var orada, ve bekliyor biri.
Ama benim bekleme sürem dolmadı henüz.
Eğer verdiysem şimdi sana,
Boştu ellerim.
Yağmurun arasından düşer yüzüme
İsim
Uykum geldi araba sürerken ve yolun kenarındaki ağaçların altına çektim arabayı. Arka koltuğa kıvrılıp uyudum. Ne kadar zaman? Saatler. Karanlık inmişti ben uyanmadan önce.
Birdenbire uyandım ve nerede olduğumu veya kim olduğumu bilemedim. Büsbütün uyanığım, fakat faydası yok bunun. Neredeyim ben? KİMİM ben? Arabanın arka koltuğunda uyanan biriyim ben, dönenip duruyorum orada panik içinde çuval içindeki bir kedi misali. Kimim ben?
İşitiyor musun güzün ortasında
sarı patlamaları?
Hangi nedenden ötürü ya da nedensiz
ağlar sevincini yağmur?
Sükûnet ya da disiplin, dostluk ya da lakaytlık dediğin şey,
Bir ağzın şirin suskunluğunu gösteren ve sıkılmış dişleri saklayan
Sıkılı dişlerle kapalı bir ağız dediğin şey,
O yararlı çekiç altındaki metalin gücüdür sadece,
O korkunç çekicin altında – biliyorsun ne olduğunu:
Biçimsizlikten yol alıyorsun biçime doğru.
Gerilmiş ve kuruydu İspanya, derin
sesiyle günün dümbeleğiydi,
ovalar ve kartal yuvalarıydı, esen
gökyüzünün altında amansız sessizlikti.
Ta ağlayışa dek, ta kenara dek
Levanten’den gelmiştin bana. Keçi çobanı,
ve vermiştin bana buruşmuş saflığını,
eski sayfaların skolastiğini, Birader Luís’in kokusunu,
dağların üzerindeki terli gübrenin kokusunu,
ve senin maskendeki
dövülmüş yulafın kekre tahılını
Lanet olsun onlara, bir gün gibi
hiçbir şey görmemiş lanet olası körlere,
yüce anayurda ekmek vermemiş olanlara,
sadece gözyaşı vermiş olanlara lanet olsun,
kirli üniformaları ve papaz cüppeleriyle kızgın, lanet olası
pis kokulu köpekleri mağaraların ve mezarların.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla