Karlardan bir dünyadır şimdi. Evde değilim.
Nasıl da bembeyaz bu çarşaflar. Yüzlerde hiçbir özellik yok.
Keller ve imkânsızlar, tıpkı çocuklarımın yüzleri gibi,
Kollarımdan paçayı kurtaran o küçük hastalar.
Diğer çocuklar dokunmuyor bana: korkunçlar onlar.
Aşırı renkleri var onların, aşırı hayatları. Sessiz değiller,
Savaşa karşı duran
Karl Liebknecht
Burada yatıyor
Öldürüldüğünde
Düşmemişti kentimiz henüz
Yeni ahlâkçılık hakkında konuştukları tüm zamanda
Araştırıp inceledi gözleri beni.
Ve gitmek için ayağa kalktığımda
Bir Japon kağıt peçetesinin dokusu gibiydi
Parmakları.
Kartal Kayası
Cam kafeslerinde
sürüngenler
tuhafça kımıltısızlar.
Amerika’mızı büyük, daha da büyük yaptın, hanımefendi.
O muazzam sulardan berrak bir ırmak sundun:
sonsuz kökleri olan büyük bir ağaç verdin:
o derin sulara layık, soyundan bir oğul.
Sevdik onu hepimiz dinleneceğin toprağı örtecek
bütün bu mağrur çiçeklerin arasında,
Ko-kaku-ro’dan gider Ko-jin batıya,
Duman çiçekleri bulandırır ırmağı.
Yapyalnız yelkeni lekeler uzak gökleri.
Ve yalnızca ırmağı görürüm şimdi,
Göklere erişen uzun Kiang’ı.
Kibir Panayırı
Kesif ayazlı hava arasından
Yan yan gider bu cadı, çarpıktır parmakları, sanki
Yakalanmış tehlikeli bir çevreye ki
Sadece bunun devam etmesiyle
Reşko ve Cilo harman savuran kızın memeleridir
Oturmuş cıgara sarar emmiler
Bir çay daha demlenir şimdi bizim orda
Bir çay daha kar suyundan
Bir muhabbet daha koyulur
Orda, mor dağların ardında
Kim çalışır toprakta daha çok
insan mı yoksa mısırın güneşi mi?
Kim sever toprağı daha fazla
çam ağacı mı yoksa gelincik mi?
Kimdi acaba seni sevmiş olan o kadın
düşte, yatıp uyurken sen?
Nerededir bütün o düşlenilen şeyler?
Başkalarının düşlerine mi giderler?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla