-Apansız gitmelerin peşinatçısıyım. Bedeli ödenmemiş özlemlerin var.
Ezberim beri gelişlerin şiir gibi içlenmiş. İmgesel bir derinlik gibi anlam içinde anlamlara sığdırmamışım seni.
-Bağıra çağıra akan düşüncelerin ırmak sonrasıyım.Akarım düşlerin bağrından, kalışların yağmuru ağlatan sesinden.
-Suskunluğun yanardağlarında lavlarını yarama sunan Suna’nın gölgesinde seni bekledim. Dest-i izdivacına kadar geldiğim yakarış yamacında bülbül gibi ötüp durdum.
-Çığlıkların ılındı. Bulutların bebeği ağladı damlaların akarken. Yıldızların ışıltısı ısıttı verilmiş sözlerini. Gözsüz sözcüklerinin anlamını aradım kendimde.
- Dokunamamak ihtimali fitilini yaktı, yakıldım senden.
kirli gidişlerin geçeriğinde yürüdüm umursayışın ahdine
gülümseyişin çoşkularında hevesim uğurlanır uğruna
her gidiş kendi yatağını serer yeniden gelişlerin ağuşuna
kavuşmanın çağlayanları vefasızlığı sürükler senziliğime
gizler, gizlerini gizler kıyamet bakışlım
uzaklarına ayrılmış tavlarım tacını giyer hüzün sarmalında
Herkes çok şıktı, bütün isimler gibi.Yerine geçecek sözcüğü bekledim.
Adıl olup gılmanlarını yollamanı bekledim. Sözcük halinde hatta aşkı artıran ek halinde yerini tutacak güzelin adılısın.
-İsmin kadar bende tesirin var. Teslimiyettim bu yüzden.İsmin bütün özellikleri nerdeyse taşıyor adılın.
Gözlerimi kamaştırdı şahıs halin. Yerine geçen güzelin tekil ve çoğullarında arı oldum çiçek çiçek bal yaptım
Ben,sen, o, biz,siz, onlar… İşte bizim sevdamız.
Haydi yasakla ellerimle sana yazmayı.Aç kalmış bir benliğin mucidiyim.Sen gideli “ben” yok. Kendimi aramaya çıktım.
-Tut ve sakla aşka mey sunan sakilerden. Meyline meyhoş kalan sol tarafıma terazini koy. Tart beni , t’adından.
-Doymuşluklarımın yanılsama semalarına taşı.Göğüne değsin göğsüm. Başını koyduğun yerin yüceliğini ay ve yıldızlar da görmeli.
-Avur beni.
-Süreğen sözcüklerimin hecesinde titretiver. Kehanetlerimin tespihini çeksin içsel çakralar.
Mızrabının künyesinden çıkar ızdıraplarımı.Yönetmen yap ümitlerini.
salıncaklar kurdum yıldızlara
ay ile el ele salınıyoruz
ay bir görsen
dünya dönmüyor
dünyam dönüyor
senin ekseninde
Bütün aşk duvarları ince. Sen ruhumun yan ve yar komşusu .Ses geçiriyor aşk. Seni duyumsuyorum, seni görmenin görülmesinde görüyor gibiyim.
-Hayallerimde yüzen aşkın yunususun, su yutmuş özlemlerimizi taşıyorsun. Çok uzaktan çok yakınsın şimdi.
Üşüyen sözlerim sevda sözlüğünde. Isınan cümlelerim var tutku magmasında.
-Senin sevginin sıcaklığına ihtiyacım yok. Yoksul güzellerin gözlerinden giyiniyorum sensiz yaşamanın şıklığını.
*Kanayan yaram var. Para etmez ; ama seni özlemeye, yazmaya yetiyor.
-Damlalarla süslediğin ela gözlerinden akar benim sevda pınarım.
Gözyaşı pınarı akıyor vicdanımın çölünden... Yalnızlığını emen düşlerimden arta kalan melodik buluşmaların son sesinde gitmenin taktırdığı acıları doyuramadı aşk. Yanağımdaki benine tüm tutkularımı deşifre etmiştim haberin var mı....Bir gün şifreni söylemeden gittin... Gitmelerim seninle gelgitlerini oynadı yakamoz derleyen gecelerimde..Hep uz gittim,sen gitim,ben gittim der tepe değil, sen üstüne yar senin üstüne gittim.
Hecelik sözdü aşk,gecelik bir kayıptı ihanet…Rumumun icralarını,icracı hazlara ısmar eyledim.Öptüm meleksi bir kelebeğin o miniye gözlerinden…
Gözyaşlarının gölcüğünde en güzel yüzen aşk aslımın balığına özlem mektubumu yolladım. Gözbebeklerinin en vicdani bakışında beni yeniden okursan biter aşkımın şekilsizliği…Kabe’nin siyah örtüsü gibi ört üstüme siyah şalını…Üşütme benli bebeğini.Ki zaten sıcağı seviyorduk senle,hatta yine “ben al “gönül peteğinin yanı başına…Babanın ölümü kadar,bir ölümcül acı yaşatan malihulyaların yerli savunucu şairini al yeniden peri düşlerine.
Hasret ağır bir yük gibi yıkarken alıştığım her duyguyu sellerine taşırken,yetim gözyaşlarında eklenince vicdani lekelerim sızar sızar beni eritirdi taş bağırda.
Çözülmezliğin ölümsüzlüğünde sar beni,sor eşrafa,sor etrafa sana olan baki aşkımı anlatırlar.
Kalmalar yükü sırtımda. Gitmeler yüklü cümleler bırakmış.Eski yazıtlara benziyor.Okuyamıyorum sensizliği.
-Savurgan günceler peşime takılmış.Harfler seni mora taşısın derken,mors alfa’bendeki algıların zehri dökülmüş hayallerime.
Yalnızlığın yoksulluğundan harf harf yemiş benden uzak kalışları.
Kırınç bir metin gibi kırılmışlık okunuyor .Burma’da Budistlerin yaktığı herkes gibi bağrım yanık.Bütün dünya biliyor sensizliğin acısını; ama sen inanamadın.
-Hasretin yabancı dilini öğrendim, seni anlamak için.Kendine yabancı olan hasretine de yabancıdır, yabancı dil öğrenmeye gerek yok.
-Oyuncak olmasın duygular.Sevince insan çocuk kalır,oyuncaklar ister yani.Yani ; bakışlar, cilveler, dokunuşlar, masumluğu kapatan öpücükler ister.
Dağlar ayrılır acılarımdan,ben benden parçalanır
rengine boyanır rengimizin gidişi
el ele tutulur son güneş tutulmasında sensizliğin
nefesim dolaşır heveslerinde bu gidişin son zehri
Doğar bir gün elbetlerin betim sarsakları oynar
gökle dağın öpüşme tanında aşk vatanım sana ışınlar
Yazgısu:
-Okunmamış mektubun yazgısında yazılamayanların müellifiyim.Beni bilmediğin, ben’i okur musun şairim…İçimdeki çocuğun tezini yazar mısın?
Şairzal:
-Yasak elmanın ekşi tadı değilsin ki değillemelerime dokunsun vebalim.Her insan kendi yükümlüğünün hamalıdır.Herkes kendini yaşamak, taşımak sınırında.Mayınlı bölgesi vardır insanlığın.O da kendini bilmemek.Kendini bilmeden, her şeyin, herkesin sınırında olmak.
-Yürek devletimizin sınırlarını aşıp sanrılara gitmek bu demektir.
İçimizdeki çocuk bilinçaltımızın bir parçasıdır.Yarınlarımızın aynasıdır, ilişkilerimizin öğretmenidir bir nevi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!