Git...
Uçsuz bucaksız gölgelerin olduğu
Yerlere git.
Kim kalmış o gölgende,
Dön bir bak geriye.
Mabedim
Tutsağın olmuş tüm benliğim
Esir düştüm o ceylan gözlerine
Aahh...!O bakışın yok mu ?
Benim canımı yakan
Mabedim,sana esirim,esirinim
Bir gece sustum içimde kopan fırtınalara
Geceyi omzuna almış bir kadın gibiydi yalnızlık,
Sessizdi…
Ama sustukça büyüyordu içimdeki çığlık.
Bir kırık aynaya baktım bu sabah,
Yüzüm değil, yıllarım parçalanmıştı.
Müebbet yedim,
Tutuklu kaldım,
Gardiyan oldum kendime.
Demir kapılar senden ağırmış,
Adını susturamadım içimde.
Zamanında en çok ışık saçan sendin,
Gölgende ne akşamlar geçti…
Mümtelâ zâhir gönlüm,
bir sana eğilmiş başından beri;
ne kadar sustuysam
o kadar büyüdü içimde
sana söyleyemediğim cümleler.
Sen geldin;
gecenin mürekkebi koyulaştı.
Göğün atlasında
unutulmuş bir yıldızın cenazesi vardı sanki.
Ben seni görünce
Adını içimden geçirince
sanki eski bir kitabın sayfası aralanıyor;
tozlu raflardan bir koku yükseliyor,
çocukluğum, gençliğim, kırgınlığım
aynı cümlede buluşuyor.
Nasıl bir büyüsün sen…
Uykularımı bölen,
Yokluğunla bile sarmaş dolaş olduğum,
Soluğumu kesen… nasıl bir büyüsün sen?
İçinden çıkamadığım,
Ruhumu saran görünmez duvarlarla örülmüş
Nasılda özlemişim seni, gün ışığı gibi parlayan gözlerini...
Karanlığımı aydınlatan gün yüzünü,
nasılda özlemişim.
Medcezir gibi kavgalarımızı,
yeter dediğinde bile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!