Güneş ısıtır eklemlerini ılık ılık
Usulca duyar, açar ışığın penceresini
Günü selamlar akar evrenine
Çıkarır hayatını güvenli deliğinden
Aklında günün telaşı...
Gençtim, kaç yaşında bilmem ki ruhum,
Bir günün sabahı gibi taze, dingin.
Yirmi yaşım, gümüş bir hançer gibi parlar;
Gelecek bir sır gibi, izini taşırsın hayatın.
Yine akşam, tenimde bahar uykusu,
Yıldızlar bir sır verir, fısıltı olur tenimde.
Dünyamız yüzerken gök denizinde
Hayatın her tonu rengin masmavi
Gök yüzüne bakarken kaybolurda
Ruhuna kurulur göklerin evi
Gökte bir balığım yüzerim gitsin
Gölgeler hapseder bütün renkleri bir bir,
Işık, tutsak olan renklerin rehberidir.
Çıkın gölgeden, görün o parlak sanatı,
Günün ruhunda doğar renklerin tabiatı.
Sıyrıl karanlıktan ve donuk saatlerden;
Dili olmadan aklıyla konuşur ruhum,
Zihni ile görür, gözleri kapalıyken.
Titrek nefesimi dinlerken bütün duyum,
Maskesini takar, gülümser göz kırparken.
"Ee" der, eksik cümleler çıksın ister kimi,
Her nefes bir vedadır tutunduğun her an
Bir günün kapanıp yeni bir zaman açılması
Öylece uyanmak taze bahar kokusuyla..
Zümrüt yeşili yapraklar daha yokken,
Önce çiçekler açar göz alıcı bir hızla
Bir yudum su içer, bir lokma ekmek yermiş
Zavallı İhtiyar kurumuş dudakların
Yol yorgunu yıllar sana hep keder vermiş
Uykusunu bekler titrerken yanakların
Hayat fısıldarmış tozlu sayfalarından
Toprak uyandı, ıslak bir rüyanın ardından,
Su toprağa kavuştu, yayıldı bir melodi.
Güneş, usul usul tutunurken zamandan,
Tabiat tomurcuklandı, hayat filizlendi.
Bahçelerimde uzun kışın perdesi kalktı,
Bir zerre damla idin, düştün vaktin rahmine,
Çarpıldın kuru dala, indin yaprak üstüne.
Döküldün miktar kadar, senin adındır mine,
Eridin kayboldun, sordun yeşeren güne.
Sükûta karıştı ki, çoktan amansız geçim,
Mavi, ruhunu sarar ince tül kumaş gibi,
Denizlerin en derin, en ıssız cevheri
Gölgesi düşer en kuytu, mahrem yere,
Uçsuz bucaksız hiçliğin sanki şenlik yeri
Oysa ki gök yüzüdür mavinin en son durağı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!