Yine kurulduk zamanın eskittiği
Tahta masanın başına
Telvesi bol kahveleri de ısmarladık
Ocakta kaynayan cezvedeki
Çiçekler açsa
Gölgeler uzadı sahil boyunca
Bir yaz gecesinin kokusu kaldı içimde
Evlerin lambalarında bir hoşluk
Karanlık desem değil, kıpırtılar var içinde
Özlemek bir sızı değil artık
İçinde pas tutmuş bir bıçak
Beklemekse erdem falan değil
Kendini yavaş yavaş inkâr etmektir
Çilekeş bir derviş gibiydim
Sessizce geçtim oturdum
Kaderin zaman değirmeninin önüne
Değiştirmek istedim planlarının hepsini
Bir gönül köprüsü kurmaya
Yetmedi içimdeki şu yetim özlemler
Sana bıraktığım umut bile hâlâ sahipsiz.
Çiçeklenmiş dallara dokunan ilk ışık
Yaşadı kendi çapında
Ihlamur kokuları altında
Bir iskemle bir masa
Birkaç yeşil erik
Biz taneleri daha tarlada dolmamış
Cılız ekinlerin arkasından bir dahaki
Hasada umutlarını taşıyan ırgatlardık
Bir tutam umut uğruna aç yatanlardandık
Biz güzel günlerin geleceğine inandırılmıştık
Memlekette görülmemiş bir fukaralık vardı
Gerçekçi olmak lazım boşa iyimserlik fuzuli
Mesnedi olmayan umut zulmü artırır
Çekinerek yada ürkerek sorunlar çözülmüyor
Korku sınırı belirsiz bir derin karanlıktır
Avuçlarımda yıllarca suskun itirazlar büyüttüm
Ben bu eksikle aşık olmayı reddettim
Çünkü aşka her“olur” deyişimde biraz daha eridim
Kendi içimdeki adalet terazisini bozdum
Hayat bir rüyamıydı sadece
Yoksa bir yaşamın ortasına
Çekilmiş ince bir çizgi miydi?
Uyuduk ve biraz geç uyandık.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!