Çokça sen azca ben içinde biz 16
İzliyordum. Çaresizliğin getirdiği boşluklardan içeriye süzülüp gidişleri ve günden güne tükenen bedenin yitirilişini… Yüreğin başka konuştuğu, hayatın başka şeyler sunduğu zaman dilimlerinin içinden geçişlere ayak uydurmaktı sensizlik… Kimdim ve hangi iklimlerin kuşağına soyunmuşluğun, sesimin ses olmadığı gecelere yakarışlarım zamanına denk gelmişliğin karşısında; içimdekileri şiirlere kusuyordum… Öfkeliydim. Keşkelerin ötesine geçmeye çalıştıkça belkilerin durağına hapsedilmiştim. Firar etmenin imkânsız gibi göründüğü şehrin zindanları, prangaları pas tutmuş bir yalnızlığın içine çekilişim. Işık görmez sabahların içinden sesleniyordum ve sesim duyulmuyordu. Duvarlara kazıdığım yazılar her gün eriyip giderken, yeniden yazıyordum. Sonu olmayan kayboluşun içinden kurtuldukça; çıkmaz sokaklardan geriye dönüyordum. Kurtuluşun elinde olduğu anahtarları sakladıkça; prangalarım ayaklarımı kanatıyordu. Yorgundum. Yılgındım kaybetmeye alışkın bedenimin bir kez daha yıkılışını izlerken hayatın oyununda…
Çokça sen azca ben içinde biz 17
Sen istedin böyle olmasını, böyle yaşanması gerektiğini... Senin kurgusallığına yazılan yazılarla yaşamak senin seçimindi. Senin dünyan, senin düşlerinin içinden çıkamayışlarının getirdiği sonuçlardı. Günler geçtikçe kendine dönüşün, aslında içten içe sönüşünün işaretini taşıyordu. Hiç göremediğin, görmek dahi istemediğin koca bir boşluğun içine düşüşün seni tüketmişti. Renkli bir dünyanın içinde; sönüp gidiyordun. Kendinden uzaklaştıkça; seni düşünenleri göremeyecek kadar kör, seslerini duyamayacak kadar sağırdın. Kendi yazdığın filmin başrolünü oynarken, şimdi izliyorsun yarattığın karakterlerin senaryosuz bir filmin içinde ki çırpınışlarını...
benliğinizin sonrası
birbirini örten iki ayıp
küçümseyen bakışların arası
elleriniz kayıp
alkış tutar birileri
Hiç kimse kendisi değildir
Başka bedenlere yerleşikken
Kötürüm bir sabaha yelken açar
Sessizliğim ötesi bozgundur
Sislidir durak ve rüzgâr uzak
Bizi bizden eden sırlarımız vardı. Sen hangi sırrının çizgisinde bizden vazgeçmiştin ve biranda yüreğime gidişini serpmiştin. Tembel öğrenciydim ben, verdiğin gidiş ödevini hiç aklıma yerleştiremediğim. Aklımda olan tek şey, senin kendinden gittiğin bende tüm sıcaklığınla duruyor olduğundu. Şimdi gittiğin yalanını kendine söylüyorsun. Bende gitmediğinin doğrusunu kendimde yaşatıyorum. Tek taraflı bir gidişi kendime kabul ettirmemi ve kendince doğru; bana göre yanlış bir yola gittiğin olgusunu nasıl sindirmemi bekliyordun. Hiç bekleme bunu. Sen gitmiş olabilirsin ama ben yolcu etmedim seni.
Diyorsun ki her şey gerçek olsun ama
Gerçek olmasını istediğine gelmiyorsun
En büyük gerçek belki gelmediğindedir
Gelip yaşamak varken gerçeğinden kaçıyorsun
İnsanın canı yandığında ne yapardı. Canı yananın canı yoksa yanında yaralarını nasıl sarardı… Canım neredesin sorularının cevapsızlığına nasıl katlanabilirdi. Senden gelen hüzünde, özlemde ama senden gelecekse eğer hepsine eyvallah diyebileceğimdi. İçinde sen geçen, senden geçen ne varsa yüreğimden geçendi. Yeter ki içinde sen olsun…
İçimizde büyüttüğümüz, hayata geçmesine imkân sunulmayan olanaksızlarımızdı yâda belki diye geçiştirip sonrası gelen keşkeler... Biz ne zaman keşke olmuştuk, en son keşke dediğim zaman senin gittiğin benim kaldığım zamandı. Senden sonrası keşke demeyeceğim diye kendime sözler vermiştim. Şimdi en büyük keşke olarak içimde çöreklenip kalmış olmanın sancılarıyla boğuşuyorum. Yaşıyorum neden böyle olduğunu kendime izah etmekte zorlanıp, yaşıyorum adına yaşamak denilirse... Keşke olarak kaldın ve cevabı sende saklı...
Zaman geçecek, başka dünyaların içerisinde eskiyip gideceğiz. Bizden geriye, yazılmış birkaç şiir ve duygu dolu yazılar kalacak… Pişmanlığım değilsin asla da olmayacaksın. Belki bir gün bir yerlerde hiç ummadığımız bir anda yeniden karşılaşacağız ve yine gülen gözlerle bakışacağız. Biz hiç ayrılmadık, biz hiç birde ol(a) madık diye konuşacağız… İç içe geçmiş olup, dışa vurmuşluğumuz karşısında…
Sen gözlerimin içine bakıp konuşurdun. Ben gözlerinin içine bakıp kaybolurdum. Senin gözlerin yalan söylemezdi. Yalan söylememek için gözlerini kaçırdığında anlardım içindeki o kocaman boşluğu, susardım. Senin içindeki o boşluğu doldurmaya çalıştıkça ve bunu başaramadıkça kendi içime kaçardım. Ne çok koşardık kendi içimizde gerçekleşmeyen hayallerimizin peşinden ve ne kadar çok tökezlediklerimiz aklımıza gelirdi hayatın koşturmacısı içinde elimizden bir şey gelmeyişlerine…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!