“İnsana ölmeyi öğreten
aslında yaşamayı öğretiyordur.” – Montaigne
.......
dün gece rüya
ruh treninden indi
yaşlı bir çınarı rüzgâra fısıldarken yakaladı
o ara yıldızlara şemsiye açan
çocuğu akrep soktu
geçiyordum oradan
bazı ruhlar hiç yok olmaz
onlar rüya ve gerçek arasında uçarlar
bazen öyle yükselir bazen öyle alçalırlar ki
bir yıldızın aksinden düşüp
bir uçurum ağzından
doğarlar
eski zaman hikâyeleri
küflenmiş raflarda
rüzgârlara asılı kalakaldı
geçmişin karanlık
panosu
bugün ki güneşi sıkı tut bırakma
ısınsın kuşların ilikleri ve ağaçların gövdesi
mutlu bir kelebeğin kanadında aynası aynasında gözü var
aynayı yansıt yüzünün karamsarlığına ve sakın mutsuz olma
sırçadan bir saray iliştir gönlüne çağlasın içine kırmızı güllerden nehirler
aşkın dik yokuşlu dikenli yollarına revan ol
sığırcıkların kalbinden vuruldum
aldım dağların gözyaşını kucaklayıp enginlere savurdum
bir söz söyleyeceksem de gümüşten olsun artık
bir şarkı dinleyeceksem de
yürekten
koşarak çıktım önümdeki yokuşu
astım rüzgârları bulutların sıcak üfüren yanağına
iki avucumun içinden havalandırıp savurdum günleri
tepetaklak düştü pazar düşerken elinin ucuyla çekti salıyı
pazartesi iki ayağımın arasına takıldı kaldı
çarşambaya seslendi çarşamba avare umursamadı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!