kırklandı acının sır kapıları
zırhlandı sürmeli dualarla suskunluk
güz pencerelerine çarpıp çarpıp
öldü kuşlar
durdukça olduğum yerde çürüyorum İsmail
hangi kiraz mevsiminin yaz artığı ellerim
bilemedim
düşünerek
şimdiki
zamandan geçiyoruz karanfil
çoğul seslerin pötikare eteğinden
yürüyerek kaldırım taşlarından
hoplayarak zıplayarak
yapay çiçek plastik saksı gibi
oturuyorum oturduğum yerde
gecenin karanlığı gündüzün
aydınlığı örseliyor
zihnimi
bulutlar kuşların isim annesi ismail
yağmurlarsa geleceğin kod numarası
ağaçlar kuşlar yağmurlar olmadan
dünya dönmez
evrenin en parlak askerleri yıldızlar
griler içinde yatıyor gün
eskimiş bir saat kordunu havası var üzerimde
bir köşeye atılmış heyecanı neşesi eksik
bataklık kurbağaları gibi bir köşeye sinmiş
gözleriminse anlatısı yok
sabahın seherinde
almış eline sazı yusufçuk
"yusufçuk yusufçuk" diye şakırken
tüm tekmil kuşlar çerezlik korusunda
neşeli coşkulu şenlikler
dünya’ya başkaldıran
yüzünün altın oranına dokununca ipeksi rüzgârlar
düpedüz kımıldanır aynalarda nazlı siluetin
ben seni ta uzaklardan hayal ederim
dağınık kaşlarının arasından geçerken zaman
ayağını sürüye sürüye usuldan
seni bırakır geçer
boğuk seslerin
yaralı konçertosu kulakları tırmalayan
ne yana dönsem o yanda yıkık kalplerin
yüz çözünürlüğü
ederi kaç para dertlerin
kaç gram acının ağırlığı
kaç bülbül ağıdı kaç gözyaşı
gülün yanağındaki çiy damlası




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!