sarı etekli efkârı giyinmiş gün
sıtmaya tutulmuş ağlak bir kemanın inletisinde şehir
geride kalmış ormanların yitiğinde göçmen kuşlar
dudağı uçuklamış hayatın ıslak yüzünde kabaran irinli kaos
cehennem zebanilerinin kol gezdiği ıslak kaldırımlar
düşlerimizi toprağa gömen vakitler
üzerinde
yağmur zıplatan çatıların şımarıklığında zaman
bizlerse yere düşüp dudak patlatan çocuğun
ağlamaklı gözlerinde sürünen
ölümlüler
çiçek bozuntusu marazlı düşlerin epriyen yüzü
aşkınsa tekrarı boş avuntular resitali
her şey antik bir kuyunun
tarihe küsen kesif kokusu
silinmiş ne varsa
kuru bir kalabalığın
ruhunu emdiğini
sanal alemde gezmeninse
bir rüya kadar aldatıcı olduğunu
ne zaman anlayacaksın
“İnsana ölmeyi öğreten
aslında yaşamayı öğretiyordur.” – Montaigne
.......
bazı ruhlar hiç yok olmaz
onlar rüya ve gerçek arasında uçarlar
bazen öyle yükselir bazen öyle alçalırlar ki
bir yıldızın aksinden düşüp
bir uçurum ağzından
doğarlar
bugün ki güneşi sıkı tut bırakma
ısınsın kuşların ilikleri ve ağaçların gövdesi
mutlu bir kelebeğin kanadında aynası aynasında gözü var
aynayı yansıt yüzünün karamsarlığına ve sakın mutsuz olma
sırçadan bir saray iliştir gönlüne çağlasın içine kırmızı güllerden nehirler
aşkın dik yokuşlu dikenli yollarına revan ol
sığırcıkların kalbinden vuruldum
aldım dağların gözyaşını kucaklayıp enginlere savurdum
bir söz söyleyeceksem de gümüşten olsun artık
bir şarkı dinleyeceksem de
yürekten
koşarak çıktım önümdeki yokuşu
astım rüzgârları bulutların sıcak üfüren yanağına
iki avucumun içinden havalandırıp savurdum günleri
tepetaklak düştü pazar düşerken elinin ucuyla çekti salıyı
pazartesi iki ayağımın arasına takıldı kaldı
çarşambaya seslendi çarşamba avare umursamadı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!