zamanın kirini yıkayan bir makine olsa
önce çürük beyinleri sonra ölü kalpleri atıp yıkasak
kin ve nefretten örülü tüm kalelerini yaksa güneş
herkes kendi emeğinin zeytinyağına ekmek banıp yese
ne kadar haset ne kadar fesat varsa
tuzla buz olsa
bir gün herkes
boşluğunu bırakır gider
boşluğunu bıraktığı yere
karnaval tadında törenler kurulur
acıyla kederle yoğrulan kalplerse
debdebeli sancılarla
sabahın seherinde
kayın ağacının gölgeli şarkısına uyandı
göğün altına uzanmış sere serpe çimenler
hava puslu tebeşir tozuna bulanmış tahta gibi
göz fırtınalarından yağmur boşalacak birazdan
ıslanma olur mu sevdiğim
bazı kapılar vardır ki
aralanmadan geri kapanır
aslında yüzler eski gülüşler yenidir
yine de ince bir parşömenin hışırtısına
benzer bu davetsiz yakınlık
gelişin gidişinle ne değişti
mevsim geçişlerinde sonbahar - ah! yine kurudu zambaklar
kör bir sabahın alaycı kuşlarının ötüşünde kalmış avazın
teninin kokusu bulaşmış rüzgârların
miskin mırıltısına
gün eskiten nemli duvarlara
gecenin kolu uzar birazdan
ayrılığın gür sesi yankılanır
sağır aynalara
gökyüzü aynasından ince ince sızıyor damlacıklar
her damla bir dokunuş her damla bir söz
yarım kalmış bir mutluluk
kırık umut




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!