yıllar evvelisi
mevsim yazla güz arası
bilinmeyen bir vakitte
rüzgârınla estin
geldin
kalbim sustuğun zaman
efsunu silik kömür karası bir gün doğar
mucizesi kıt sıradan hayatlara sıradan yolculuklara
havası batasıca dünyanın simsiyah boşluğuna düştüğünde
incinen ruhumun yangınından haberin var mı
sustuysam
sana çok şey anlatıyorum aslında
ama dile getirmiyorsam da kırgınlığımdandır
kırgınlığım ise bil ki
incinmişliğim-
dendir
gecenin taşları yerine otururken
sarı sarı odaların tesellisi ah! lavanta tütsüsü
pencere aralığından savrulup uçan günler
seceresi kayıp zamanlara atın beni
bir uçurum dibinde tutun
s o n r a
yol üstü açan çiçeklerden neşeli muştu
dili damalı serçelerin ötüşü
garip bir yolcunun azık bohçası
mavi göğün beyaz bulutu
yağmur sefası
gökkuşağı
ah! yâr
bu sokaklar bu şehir yorgun evler
kurşunlanmış duvarlardaki isli deliklere benzer
yalnızlık fışkıran kalabalıkların çoğul adımlarını
kucaklar gün boyu
gecenin neferi gündüzün rüzgârıyla
toprağın buruşukluğunda dağların sertliğinde
hayat iyiyle kötüyü karıştırıp
şişirmişken midesini
davul gibi
sütunları devrilmiş bir bedenin
karmaşıklığını yaşıyor hücrelerin
ve tüm seslere yarı açık pencerelerin
rengi kaçmış yaşamın sol anahtarının
tiz seslerinden dökülüyor
gölgeler gözlerinin
zaman su
sarışın denizlerin üstünden havalanıp
pencereleri yüz yüze bakan evleri teğelleyip eteğine
bir ağaç annesinin gövdesine filizlerini sarmalayarak
gecenin siyah zülüflerini atıp omuzuna
şehrin kirli çoraplarını kedilerin patilerine
hangi kimliksiz
rüzgârların kekre dudağından düştü
bu kanlı intizâr
karardı bahçelerin gün güzeli şafağı
sustu yeşil dalların dilbaz bülbülleri
kahır meleklerinden çalıp




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!