"kırk boğum boğazımla" yürüdüm
kanadı kırık kırk kapıya dayandım
zordu sentetik çözümlerle
sonuç almak
sabahın sateni yüzüme çarpıyor
ipeksi dokunuşu var rüzgârların saçlarıma
gün apak gün güzel
ben yorgun
napsam
ayan beyan koşuyor zaman
mevsimin altından rüzgârın üstünden
nedense dilinin gücünü yaşıyor hep insan
bazen ateş olup kavuruyor bazense durgun bir göl
yaprak bile kıpırdamıyor dalda su bile içmiyor kara
su kuşları da öldü
diz çöküp kısa sözcüklerle ağlamayın
şimdi yas tutmanın zırlamanın sırası değil
doğurganlığını çoğaltın yeşilin gökyüzünü temizleyin
doğayı toprağı onurlandırın çiçeklere böceklere kuşlara
tarla farelerine karıncalara kurtlara kuzulara
gözlerimde
kutsal bir nehrin balıkları ismail
annem su püsküllerinden
çelenkler takarken başıma
öldüm mü?
içimi sıkan karamsarlığın tur dağından
kuşlar koynumda uyuyor şimdi
gecenin haberi yok ağaçlar sır saklıyor
şimdi tüm yıldızlar yeryüzünün aydınlık
parıltılı lambası
kuş dilini ezbere bilir sokaklar
rüzgârlar kuru otları savurarak eserken
kurumuş dallar baharın ihanetinden boyun büker
sonra bulutlar gri bir örtüyle örter göğün mavi pencerelerini
yüzüm düşer kayan yıldızlar gibi gecenin en siyahına
gözyaşlarım ibrişimden incecik
ateşli bir hummanın yanadardağı zihnim
alevden bir sarmaşığa tırmanıyor kalbim
hayatın tüm soğuk algınlıkları binmiş tepeme
sürünceme içinde uzayıp gidiyor vel velesi
kopası günler
ılgın ılgın esen yellere verdim pür-hayâl gözyaşlarımı
dindirebilmek susturabilmek ne mümkün
sol yanımın ilmiksiz düğümlerini
çözümsüz açmazlarını
yıllar evvelisi
mevsim yazla güz arası
bilinmeyen bir vakitte
rüzgârınla estin
geldin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!