Bir ışık var, gökten değil,
Ruhun içinden doğuyor usulca.
Ne geceye ait ne gündüze,
Bir sonsuzluk vakti bu…
Toprağa gam düşmemiş henüz,
Çıkmaz sokaklara aşığım
Çiçekli yollara inancım kalmadı
Gönlüm yara bere, suskunlukla dolu
Sözlerim artık yol değil, duvar gibi
Gittiğim her yer aynı çıkmaz,
Çok özledim seni,
sıcak bir rüzgârın tenime değmesini özler gibi,
bir şehrin en tenha sokağında kaybolmayı diler gibi,
seni, yokluğunun hiç bitmeyen sancısıyla özledim.
Kelimeler yetmiyor,
Desem ki şimdi seni seviyorum,
Bir enkazın altından seslenir gibi,
Bir yangının külleriyle konuşur gibi,
Beni duymayan kulaklara,
Beni anlamayan yüreklere anlatır gibi.
Dönemem belki,
Çünkü her adımda biraz daha eksildim,
Gözlerinle sustuğum o yerde
Bir ben kaldı, bir de içimde gömülü sessizliğin.
Rüzgâr şimdi başka yöne esiyor,
Siz her yerden dönülür sanıyorsunuz,
Oysa bazı yolların haritası yoktur,
Bazı gidişler ne geriye bakar
Ne de ardında iz bırakır.
Uçsuz bucaksız bir yalnızlıkta
Bir adım attın mı, geri dönmek
Bu ayrılığın telafisi yok.
Bu yolların dönüşü yok.
Sen neden acele ettin ki?
Gidişin, bir sonbahar rüzgârı gibi
Her şeyi silip süpürdü içimden.
Sen ki vuslatı olmayan bir dua,
Adını her anışım bir yangın,
Ve ben,kül olmaktan öte,
Yanmaya razı bir aşıgım.
Yüregimin derinliklerine sakladım seni,
Dünya güzeldir, yaşa dünyada,
Bir sabahın serinliğinde,
Gözlerine düşen ışıkta,
Bir çocuğun kahkahasında...
Güzeldir, ama biraz hüzünlü,
Beni yokluğunla sınama.
Ben eksik kalmayı kumruların gözyaşında gördüm.
Yarım kalan duaların soğuk taşlara değdiği gecelerde,
Bir çığlığın sessizliğe düştüğü anlarda öğrendim.
Eksiklik, bir rüzgarın unuttuğu koku gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!