Aşk Eylül 24 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7534

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Aşk Eylül 24

Bir gün
ışık sönecek.
Deniz feneri
geceyi artık bölmeyecek.
Şehir değişecek.
Çınar yaşlanacak.
Biz değişeceğiz.
Ama bütün bunlar
yaşadığımız şeyi
daha az gerçek yapmayacak.
Aşk
Işığın Zamanı Yoktur
Seni sevdiğim günü
hatırlamaya çalışıyorum.
Ama hafıza,
geçmişin arşivi değildir;
bugünün geçmişe
giydirdiği elbisedir.
Bu yüzden
seni her hatırladığımda
başka bir sen çıkıyor karşıma.
Ve ben,
her defasında
başka bir kendimle
karşılaşıyorum.
Belki aşkın ilk paradoksu budur:
İki insan birbirini bulduğunu sanırken,
aslında kendi değişkenliğinin
tanığı olur.
Çünkü sen
benim için yalnızca “sen” değilsin.
Bazen bir yüzsün.
Bazen bir ses.
Bazen Eylül yağmurunun
kaldırımda bıraktığı
kısa süreli bir geometrik şekil.
Bazen de
hiç yaşanmamış bir geleceğin
hafızamda şimdiden
yer etmiş görüntüsü.
Öyleyse hangin gerçeksin?
Belki hiçbiri.
Belki hepsi.
Çünkü insan,
sevdiği kişiyi olduğu gibi görmez;
onu kendi bilincinin
ışığında yeniden kurar.
Ve bunun farkına vardığın anda
aşkın masumiyeti bozulur.
Artık bilirsin:
Sevdiğin kişiye baktığını sanırken
aslında onun sende
uyandırdığı anlamı seyrediyorsundur.
İşte orada
aşk ile yanılsama
aynı masanın iki ucunda oturur.
Biri sana
“Kal,” der.
Diğeri sorar:
“Kalmasını istediğin gerçekten o mu,
yoksa onun sende yarattığı
dünya mı?”
Bu soruya
yıllardır cevap veremiyorum.
Belki de cevap vermemek
aşkın en dürüst biçimidir.

───

Ordu'da bir akşam.
Deniz suskun.
Çınar, rüzgârın altında
kendi geçmişini taşıyor.
Eylül.
Yağmur.
Ve uzakta
deniz feneri.
Işık dönüyor.
Bir.
İki.
Üç.
Her dönüşünde
karanlığı kısa bir süreliğine
ortadan kaldırıyor.
Sonra yeniden karanlık.
Sonra yeniden ışık.
Ve düşünüyorum:
Belki hakikat de böyledir.
Sürekli aydınlık değildir.
İnsan, gerçeği
bir kez bulup
sonsuza kadar elinde tutmaz.
Hakikat
bazen görünür,
sonra kaybolur,
sonra başka bir açıdan
yeniden görünür.
Aşk da.
Bugün seni seviyorum.
Yarın seni
başka türlü sevebilirim.
Bu, sevgimin azaldığı anlamına gelmez.
Belki tam tersine,
sevginin canlı kaldığı
anlamına gelir.
Çünkü değişmeyen şey
her zaman sadakat değildir.
Bazen değişmemek,
düşünmeyi bırakmaktır.

───

Sen bana:
“Beni seviyor musun?”
diye sorsan,
sana “Evet,” demek
çok kolay olurdu.
Ama ben artık
kolay cevaplardan korkuyorum.
Çünkü “evet”,
bazen bir duygunun cevabı değil,
bir korkunun sığınağıdır.
Sana daha zor bir şey söylemek isterim:
Seni seviyorum;
ama seni
kendi zihnimdeki biçimine
indirgemeden.
Seni seviyorum;
ama seni
hayatımın anlamı ilan etmeden.
Seni seviyorum;
ama sensizliğimi
bir eksiklik gibi görmeden.
Çünkü insanın
başkasına duyduğu aşk
kendi varlığının yerine geçerse,
aşk olmaktan çıkar,
varoluşsal bir bağımlılığa dönüşür.
Ben seni
kendimi kaybetmek için değil,
kendimi kaybetmeden
yakın olmanın mümkün olduğunu
anlamak için seviyorum.

───

Belki yıllar sonra
bu günü hatırlamayacağız.
Belki çınar
başka yapraklar taşıyacak.
Belki deniz
bugünkü rengini unutacak.
Belki sen
bugünkü sen olmayacaksın.
Ben de.
Fakat bu,
şimdi yaşadığımız şeyi
daha az gerçek yapmaz.
Çünkü gerçeklik
sonsuzlukla ölçülmez.
Bir şeyin uzun sürmesi,
onun hakikat olduğunu kanıtlamaz.
Bazen bir saniye,
bir ömrün taşıyamadığı
kadar anlam taşır.
Bir bakış,
bir insanın
kendisi hakkındaki
yıllarca sürdürdüğü yanılgıyı
yıkabilir.
Bir sessizlik,
yüzlerce cümleden
daha kesin olabilir.
Bir aşk,
insanın kendisini
başka bir insan üzerinden
yeniden düşünmesine
neden olabilir.
Ve belki bütün mesele budur:
Seni sevdiğim için
dünyayı değiştirmedim.
Dünyayı algılama biçimim değişti.
Aynı deniz,
başka bir deniz oldu.
Aynı yağmur,
başka bir yağmur.
Aynı Eylül,
başka bir zaman.
Aynı ben,
başka bir bilinç.

───

Deniz feneri hâlâ dönüyor.
Işık geliyor.
Karanlık geliyor.
Işık geliyor.
Karanlık.
Belki aşkın kendisi de
bu ritimdir:
Yaklaşmak,
uzaklaşmak,
hatırlamak,
unutmak,
anlamak,
yanılmak,
yeniden anlamak...
Ve bütün bunların arasında
bir insanın diğerine söyleyebileceği
en dürüst cümle belki şudur:
“Seni tamamen tanımıyorum.
Ama seni tanıyamayacağımı bilerek
yanında kalmayı seçiyorum.”
Çünkü seni bütünüyle bilmek
seni tüketmek olurdu.
Oysa aşk,
bir insanı tüketmek değil,
onda her zaman
kendinden fazla bir şey
kalacağını kabul etmektir.
Şimdi fener yeniden yandı.
Deniz bir anlığına
aydınlandı.
Sonra ışık çekildi.
Karanlık geri geldi.
Ama artık biliyorum:
Karanlık, ışığın yokluğu değildir yalnızca.
Bazen ışığın
henüz ulaşmadığı yerdir.
Ve aşk da belki
tam olarak budur:
Birbirimizin bütün karanlığını
aydınlatmak değil;
ışığın henüz ulaşmadığı yerlerde bile
birbirimizi var sayabilmek.
Çünkü insan
sevildiği için sonsuz olmaz.
Ama gerçekten sevildiğinde,
kendi sonluluğuna rağmen
yaşadığı anın değerini
daha derinden kavrar.
Deniz susuyor.
Çınar bekliyor.
Eylül geçiyor.
Fener dönüyor.
Ve ben seni seviyorum.
Bir sonsuzluk sözü olarak değil.
Bir sahiplik iddiası olarak hiç değil.
Bir bilincin,
başka bir bilincin özgürlüğüne
tanıklık etme biçimi olarak.
Aşk

Sen
benim için yalnızca “sen” değilsin.
Bazen bir yüzsün.
Bazen bir ses.
Bazen Eylül yağmurunun
kaldırımda bıraktığı
kısa süreli bir geometrik şekil.
Bazen de
hiç yaşanmamış bir geleceğin
hafızamda şimdiden
yer etmiş görüntüsü.
Aşk

İnsanın
başkasına duyduğu aşk
kendi varlığının yerine geçerse,
aşk olmaktan çıkar,
varoluşsal bir bağımlılığa dönüşür.
Ben seni
kendimi kaybetmek için değil,
kendimi kaybetmeden
yakın olmanın mümkün olduğunu
anlamak için seviyorum.
Aşk

Belki yıllar sonra
bu günü hatırlamayacağız.
Belki çınar
başka yapraklar taşıyacak.
Belki deniz
bugünkü rengini unutacak.
Belki sen
bugünkü sen olmayacaksın.
Ben de.
Fakat bu,
şimdi yaşadığımız şeyi
daha az gerçek yapmaz.
Aşk

Bize “olmaz” dediler.
Oysa insanın
en eski yanılgısıdır bu:
Bir şeyin zor olmasıyla
imkânsız olduğunu
birbirine karıştırmak.
Aşk

Bazı insanlar
hayatımıza bir cevap olarak girmez.
Bize daha iyi sorular
sormayı öğretmek için gelir.
Sen benim en güzel sorumsun.
Ve ben,
cevabını tüketmeden,
seni sevmeyi seçiyorum.
Aşk

Aşk mı kaderdir,
yoksa kader dediğimiz şey
aşk uğruna yaptığımız seçimlerin
sonradan kazandığı isim mi?
Ben cevabı bilmiyorum.
Ama seni biliyorum.
Ve bu bana yetiyor.
Aşk

Sen “gel” dersen,
yol oluruz.
Sen “kal” dersen,
mesafe oluruz.
Ama hangi cevabı verirsen ver,
seni kendin olmaktan
vazgeçmeye zorlamayacağım.
Aşk

“Aşkı kaybetmenin en sessiz biçimi, onu hiç sevmemek değil; sevdiğini sanıp onun için hiçbir bedel ödememektir.”
Aşk

“İnsan kolay olana meyleder; oysa aşk, kolaylığın değil, emek vermenin asaletidir. Nice güzel sevda, sevgisizlikten değil, sevmek için gereken cesareti göstermeye üşenen kalplerden kaybolur.”
Aşk

“İnsan aşkı ister, fakat aşkın gerektirdiği dönüşümden kaçar; çünkü kalp de akıl gibi konforu sever. Bu yüzden bazı aşklar kaderden değil, insanın kendi tembelliğinden yenilir.”
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 3.10.2026 00:34:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!