“Bir insanı sevmek,
ona ulaşmak mı,
yoksa ona ulaşırken
kendini bulmak mı?”
Aşk
“Bir insanı sevmek,
ona ulaşmak mı,
yoksa ona ulaşırken
kendini bulmak mı?”
Yollar uzundu.
Dağlar konuşuyor,
bulutlar şekil değiştiriyor,
nehirler eski sırlarını
yolculara fısıldıyordu.
O ise
Eylül'ün yağmurunu
aşarak Ordu'ya gidiyordu.
Çünkü denizin kıyısında
bir çınarın altında
sevdiği insanı
bekleyen bir kalp vardı.
Aşk
“Özlem geçilmesi gereken
bir deniz değildir.
İnsanın içinde
taşıdığı bir kıyıdır.”
Aşk
Aşk,
yolun kolay olması değil;
yol zorlaştığında
kalbin yönünü
kaybetmemesidir.
Aşk
Gerçek aşk,
hayalin kusursuzluğunu
değil,
gerçeğin kusurlarını
taşıyabilme gücünü ister.
Aşk
Gerçek olanın
hayal edilenden
daha değerli olduğunu
anladım.
Aşk
Aşk,
bir insanı hayalindeki hâle
getirmek değil;
onu olduğu hâliyle görüp
yine de yanında
yürümeyi seçmektir.
Çünkü hayal
bizi âşık edebilir.
Ama gerçek,
bizi birlikte yaşatır.
Aşk
Gerçek olanın
hayal edilenden
daha değerli olduğunu
anladım.
Eylül geçti.
Yağmur dindi.
Çınarın yaprakları
rüzgârla savruldu.
Deniz karanlıkta
yoluna devam etti.
Ben de.
Ama artık
aşkı başka türlü biliyordum:
Aşk,
bir insanı hayalindeki hâle
getirmek değil;
onu olduğu hâliyle görüp
yine de yanında
yürümeyi seçmektir.
Çünkü hayal
bizi âşık edebilir.
Ama gerçek,
bizi birlikte yaşatır.
Aşk
Aşk,
bazen geri çekilmektir,
bazen susmaktır,
bazen bütün savunmaları bırakıp
bir insanın gözlerinde
yeniden kendini kurmaktır.
Aşk
Sen geldin.
Ben,
uzun zamandır
bir insanı değil,
bir anlamı beklediğimi
o gün anladım.
Aşk
Sen uzaktasın.
Ben burada,
Eylül'ün yağmuruyla
ıslanan bir şehirde
kendi içimde dolaşıyorum.
Ordu'nun denizi
karanlığın içinden
aynı soruyu soruyor:
“Bir insanı sevmek
onu beklemek midir,
yoksa onun yokluğunda
bile kendin kalabilmek mi?”
Bilmiyorum.
Ama seni seviyorum.
Aşk
Gerçek aşk
değişmemek değildir.
Değişirken
birbirinin gözlerinde
yeniden tanınabilmektir.
Sen değiş.
Ben değişeyim.
Hayat değişsin.
Yeter ki
bir gün karşılaştığımızda
birbirimize bakıp
“Bunca zamandan sonra
hâlâ seni seçiyorum”
diyebilelim.
İşte o zaman
bütün sorular susacak.
Ve gecenin ortasında
tek bir cevap kalacak:
Olmak mı, olmamak mı?
Hayır.
Aşkın asıl sorusu şu:
Seni sevme cesaretini
gösterecek miyim?
Ben göstereceğim.
Seninle.
Eylül yağmurunda.
Ordu'nun denize bakan
o uzun kıyısında.
Çınarın altında.
Ve hayatın bütün
belirsizliklerine rağmen.
Aşk
Mahcubiyetin İçinden Sana
Sana söylemek istediğim
çok basit bir cümleydi.
Ama bazı cümleler
insanın ağzından çıkmadan önce
bütün hayatını dolaşır.
Bu yüzden sustum.
Sonra yıllar geçti.
İnsan,
söylemediği şeylerin de
bir hayatı olduğunu
geç öğreniyor.
Aşk
Bir akşam
Eylül yağmurunda
Ordu'nun bir sokağında
yürürken seni düşündüm.
Ne büyük bir trajedi vardı
ne de dünyanın sonunu
haber veren bir işaret.
Sadece yağmur vardı.
Bir de
sana söyleyemediğim
o küçük gerçek:
Seni özlüyordum.
İnsan bazen
en büyük duygularını
en küçük kelimelerin içine saklıyor.
“Özledim.”
Hepsi bu.
Ama insanın içinde
bir ömür kadar yer kaplıyor.
Aşk
Seni sevdiğimi
sana söylemekten utanmadım.
Sana muhtaç olduğumu
sanmaktan korktum.
Çünkü sevgiyle bağımlılık
aynı kapıdan girip
bambaşka odalarda yaşar.
Ben seni
kendimi kaybetmek için değil,
kendimi daha dürüst
bulabilmek için sevdim.
Haysiyet belki de budur:
Bir insanın karşısında
kalbini açarken
kendini küçültmemek.
“Beni seç” diye
yalvarmamak.
Ama yine de
içinden bütün samimiyetinle
“Ben seni seçiyorum”
diyebilmek.
Aşk
Çınarın altında
yan yana oturduğumuz o gün
uzun süre konuşmadık.
Deniz önümüzdeydi.
Sen denize baktın.
Ben sana.
Sonra fark ettim:
Aşk bazen
birinin yüzüne bakmak değil,
ona bakarken
kendi içindeki sessizliği
ilk kez fark etmektir.
Sen bana bunu yaptın.
Beni kendime
mahcup ettin.
Çünkü yıllarca
başkalarının ne düşündüğünü
önemserken
kendi kalbimin ne söylediğini
neredeyse unutmuştum.
Aşk
Şimdi biliyorum:
İnsanın hayatında
bazı anlar vardır,
dışarıdan bakıldığında
hiçbir şey olmamıştır.
Bir kapı açılır.
Bir sandalye çekilir.
Bir fincan kahve soğur.
Bir yağmur başlar.
İki insan
aynı cümleyi kurmadan
aynı şeyi anlar.
Ve bütün hayat
sessizce yön değiştirir.
Sen benim için
öyle bir andın.
Aşk
Sana büyük sözler
vermek istemiyorum.
Sonsuzluk da
vaat etmiyorum.
Çünkü hayat
insanın planlarından
çok daha büyük.
Ama sana bir şey
söyleyebilirim:
Yarın değişsem bile
bugün seni sevmiş olduğumu
inkâr etmeyeceğim.
Uzaklaşırsam
yakınlığımızı küçümsemeyeceğim.
Bir gün yollarımız
ayrılırsa
seni hayatımın
yanlış bir cümlesi
saymayacağım.
Çünkü bazı insanlar
kalmaz.
Ama bıraktıkları
anlam kalır.
Aşk
Eylül yine gelecek.
Yağmur yine
Ordu'nun kaldırımlarına düşecek.
Çınar yine
yapraklarını bırakacak denize.
Ben yine
o sokağın bir yerinde
seni hatırlayacağım.
Belki mahcup olarak.
Belki gülümseyerek.
Ama başımı eğmeden.
Çünkü seni sevmek
benim için bir utanç değil.
Bir insanın
başka bir insana
dürüst olabilmesinin
en sade biçimiydi.
Ve şimdi,
bütün o suskunlukların
içinden sana kalan
tek cümleyi biliyorum:
Seni sevdim.
Bunu söylemek
bana hiçbir şey kaybettirmedi.
Tam tersine,
ilk kez
kendi kalbimin karşısında
başım dik durmamı sağladı.
Aşk
Sana söylemek istediğim
çok basit bir cümleydi.
Ama bazı cümleler
insanın ağzından çıkmadan önce
bütün hayatını dolaşır.
Bu yüzden sustum.
Sonra yıllar geçti.
İnsan,
söylemediği şeylerin de
bir hayatı olduğunu
geç öğreniyor.
Aşk
Bir akşam
Eylül yağmurunda
Ordu'nun bir sokağında
yürürken seni düşündüm.
Ne büyük bir trajedi vardı
ne de dünyanın sonunu
haber veren bir işaret.
Sadece yağmur vardı.
Bir de
sana söyleyemediğim
o küçük gerçek:
Seni özlüyordum.
İnsan bazen
en büyük duygularını
en küçük kelimelerin içine saklıyor.
“Özledim.”
Hepsi bu.
Ama insanın içinde
bir ömür kadar yer kaplıyor.
Aşk
Eylül yine gelecek.
Yağmur yine
Ordu'nun kaldırımlarına düşecek.
Çınar yine
yapraklarını bırakacak denize.
Ben yine
o sokağın bir yerinde
seni hatırlayacağım.
Belki mahcup olarak.
Belki gülümseyerek.
Ama başımı eğmeden.
Çünkü seni sevmek
benim için bir utanç değil.
Bir insanın
başka bir insana
dürüst olabilmesinin
en sade biçimiydi.
Ve şimdi,
bütün o suskunlukların
içinden sana kalan
tek cümleyi biliyorum:
Seni sevdim.
Bunu söylemek
bana hiçbir şey kaybettirmedi.
Tam tersine,
ilk kez
kendi kalbimin karşısında
başım dik durmamı sağladı.
Aşk
Sana büyük sözler
vermek istemiyorum.
Sonsuzluk da
vaat etmiyorum.
Çünkü hayat
insanın planlarından
çok daha büyük.
Ama sana bir şey
söyleyebilirim:
Yarın değişsem bile
bugün seni sevmiş olduğumu
inkâr etmeyeceğim.
Uzaklaşırsam
yakınlığımızı küçümsemeyeceğim.
Bir gün yollarımız
ayrılırsa
seni hayatımın
yanlış bir cümlesi
saymayacağım.
Çünkü bazı insanlar
kalmaz.
Ama bıraktıkları
anlam kalır.
Aşk
İnsanın hayatında
bazı anlar vardır,
dışarıdan bakıldığında
hiçbir şey olmamıştır.
Bir kapı açılır.
Bir sandalye çekilir.
Bir fincan kahve soğur.
Bir yağmur başlar.
İki insan
aynı cümleyi kurmadan
aynı şeyi anlar.
Ve bütün hayat
sessizce yön değiştirir.
Sen benim için
öyle bir andın.
Aşk
Çınarın altında
yan yana oturduğumuz o gün
uzun süre konuşmadık.
Deniz önümüzdeydi.
Sen denize baktın.
Ben sana.
Sonra fark ettim:
Aşk bazen
birinin yüzüne bakmak değil,
ona bakarken
kendi içindeki sessizliği
ilk kez fark etmektir.
Sen bana bunu yaptın.
Beni kendime
mahcup ettin.
Çünkü yıllarca
başkalarının ne düşündüğünü
önemserken
kendi kalbimin ne söylediğini
neredeyse unutmuştum.
Aşk
Bir akşam
Eylül yağmurunda
Ordu'nun bir sokağında
yürürken seni düşündüm.
Ne büyük bir trajedi vardı
ne de dünyanın sonunu
haber veren bir işaret.
Sadece yağmur vardı.
Bir de
sana söyleyemediğim
o küçük gerçek:
Seni özlüyordum.
İnsan bazen
en büyük duygularını
en küçük kelimelerin içine saklıyor.
“Özledim.”
Hepsi bu.
Ama insanın içinde
bir ömür kadar yer kaplıyor.
Aşk
Seni sevdiğimi
sana söylemekten utanmadım.
Sana muhtaç olduğumu
sanmaktan korktum.
Çünkü sevgiyle bağımlılık
aynı kapıdan girip
bambaşka odalarda yaşar.
Ben seni
kendimi kaybetmek için değil,
kendimi daha dürüst
bulabilmek için sevdim.
Haysiyet belki de budur:
Bir insanın karşısında
kalbini açarken
kendini küçültmemek.
“Beni seç” diye
yalvarmamak.
Ama yine de
içinden bütün samimiyetinle
“Ben seni seçiyorum”
diyebilmek.
Aşk
İnsan
özlediği kişiyi aramaktan değil,
onu gerçekten özlediğini
kendine itiraf etmekten
çekinebiliyor.
Benim mahcubiyetim
buydu.
Aşk
Söylenmemiş Bir Aşkın Haysiyeti
Bugün seni düşünürken
aslında seni düşünmediğimi
düşündüm önce.
İnsan bazen
kendi zihninin içinde
böyle küçük oyunlar oynuyor.
Sonra çay soğudu.
Pencerenin dışında
Eylül yağmuru başladı.
Ve ben,
nedense,
seni aramak yerine
telefonumu masanın üzerine
ters çevirdim.
Çünkü insan
özlediği kişiyi aramaktan değil,
onu gerçekten özlediğini
kendine itiraf etmekten
çekinebiliyor.
Benim mahcubiyetim
buydu.
Aşk
Seni sevdiğimi
uzun zaman kendime bile
söylemedim.
Bunu bir erdem sandım.
Oysa susmak
her zaman asalet değildir.
Bazen yalnızca korkudur.
İnsan kendi korkusuna
çok uzun süre
“haysiyet” adını verebilir.
Ben de verdim.
Sana yaklaşmadım.
Bunu olgunluk sandım.
Bekledim.
Bunu sabır sandım.
Seni özledim.
Bunu geçici bir duygu sandım.
Sonra bir sabah
aynaya baktım
ve hayatımın
en önemli gerçeğini
başkalarından değil,
kendimden sakladığımı
anladım.
Aşk
Ordu'da
denize bakan o yolda
seninle yürüdüğümüz günü
hatırlıyorum.
Hiçbir şey olmadı aslında.
Bir banka oturduk.
Sen denize baktın.
Ben sana.
Sonra sen
“Bugün hava güzel,” dedin.
Ben “Evet,” dedim.
Bütün konuşmamız buydu.
Ama yıllar sonra
o iki kelimenin
hayatımda neden bu kadar
büyük bir yer tuttuğunu
hâlâ açıklayamıyorum.
Belki aşk
tam da budur:
O anda sıradan görünen
bir şeyin,
yıllar sonra
hayatının merkezine
yerleşmesi.
Aşk
Çınarın altında
yapraklar düşüyordu.
Sen fark etmedin.
Ben ettim.
Belki de
seni sevdiğim için değil,
seni sevdiğimi
henüz bilmediğim için
her şeyi fazla dikkatli
izliyordum.
İnsanın kalbi
bazen aklından önce bilir.
Ama akıl
geç öğrenir.
Ve öğrendiğinde
şöyle der:
“Bunu şimdi mi fark ettin?”
Evet.
Şimdi.
Aşk
Senden hiçbir şey
istemiyorum.
Bunu özellikle
söylemek istiyorum.
Ne bana dönmeni,
ne beni anlamanı,
ne de geçmişte
söylenmemiş bir cümleyi
bugün tamamlamanı.
Çünkü sevgi
karşılığını zorunlu kılan
bir alacak değildir.
Ben seni
bir cevap almak için sevmedim.
Seni sevmiş olmak
zaten başlı başına
hayatımın bana bıraktığı
bir bilgiydi.
Belki haysiyet
burada başlıyor:
Bir insanı severken
onu kendine borçlu
hissettirmemekte.
Aşk
Yine de
itiraf etmeliyim:
Seni özlüyorum.
Bu kelime
ne kadar küçük.
Ama insanın içinde
ne kadar büyük.
Bazen bir şehrin
bütün sokaklarını
tek başına dolduruyor.
Bazen denizin
ufkunu genişletiyor.
Bazen Eylül yağmurunun
sesini değiştiriyor.
Bazen çınarın altında
boş kalan bir yeri
insanın gözüne
fazlasıyla görünür kılıyor.
Aşk
Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 28.09.2026 20:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!