Şimdi seni sevmenin
ne demek olduğunu
daha iyi biliyorum.
Birini idealize etmek değil.
Onu kendinin
bir parçası sanmak hiç değil.
Hatta onu
değiştirmeye çalışmamak bile
tek başına yeterli değil.
Aşk,
bir başkasının varlığını
kendi varlığın kadar
gerçek kabul edebilmek.
Ve sonra
iki ayrı insan olarak
aynı sessizliğin içinde
yan yana durabilmek.
Aşk
Belki bir gün
yeniden karşılaşırız.
Belki de karşılaşmayız.
Bunu bilmiyorum.
Ama seni düşündüğümde
artık başımı eğmiyorum.
Çünkü seni sevmiş olmak
hayatımın utanılacak
bir sırrı değil.
Tam tersine,
kendime karşı
nihayet dürüst olduğum
en sade an.
Eylül yağmurunda
Ordu'nun denize açılan
o sokağında
bunu kendime söyledim:
İnsan bazen birini kaybetmez;
sadece ona söyleyemediği
gerçeği içinde taşır.
Ben artık taşımıyorum.
Seni sevdim.
Ve bu cümlenin
ardına hiçbir şey
eklemiyorum.
Ne özür.
Ne bahane.
Ne vaat.
Sadece
bir insanın başka bir insana
duyduğu o sessiz,
mahcup,
ama başı dik
aşk.
Aşk
Seni sevdim.
Ve bu cümlenin
ardına hiçbir şey
eklemiyorum.
Ne özür.
Ne bahane.
Ne vaat.
Sadece
bir insanın başka bir insana
duyduğu o sessiz,
mahcup,
ama başı dik
aşk.
Aşk
Ordu'da
denize bakan o yolda
seninle yürüdüğümüz günü
hatırlıyorum.
Hiçbir şey olmadı aslında.
Bir banka oturduk.
Sen denize baktın.
Ben sana.
Sonra sen
“Bugün hava güzel,” dedin.
Ben “Evet,” dedim.
Bütün konuşmamız buydu.
Ama yıllar sonra
o iki kelimenin
hayatımda neden bu kadar
büyük bir yer tuttuğunu
hâlâ açıklayamıyorum.
Belki aşk
tam da budur:
O anda sıradan görünen
bir şeyin,
yıllar sonra
hayatının merkezine
yerleşmesi.
Aşk
Belki bir gün
yeniden karşılaşırız.
Belki de karşılaşmayız.
Bunu bilmiyorum.
Ama seni düşündüğümde
artık başımı eğmiyorum.
Çünkü seni sevmiş olmak
hayatımın utanılacak
bir sırrı değil.
Tam tersine,
kendime karşı
nihayet dürüst olduğum
en sade an.
Aşk
Seni ilk gördüğümde
hakkında bir karar verdim.
Ne kadar da eminmişim.
İnsan,
bir yabancıyı birkaç dakikada
anlayabileceğini sanıyor.
Bir bakıştan karakter,
bir suskunluktan kibir,
bir gülümsemeden niyet
çıkarabiliyor.
Sonra aşk geliyor
ve bütün hükümleri
sessizce masadan kaldırıyor.
Aşk
Sana Karşı Haksızdım
Seni ilk gördüğümde
hakkında bir karar verdim.
Ne kadar da eminmişim.
İnsan,
bir yabancıyı birkaç dakikada
anlayabileceğini sanıyor.
Bir bakıştan karakter,
bir suskunluktan kibir,
bir gülümsemeden niyet
çıkarabiliyor.
Sonra aşk geliyor
ve bütün hükümleri
sessizce masadan kaldırıyor.
───
Senin gururun vardı.
Benim önyargılarım.
İkimiz de
kendimizi haklı buluyorduk.
Bu yüzden
ilk karşılaşmamız
bir aşk hikâyesinden çok
iki inatçı aklın
diplomatik görüşmesine benziyordu.
Sen sustun.
Ben yanlış anladım.
Ben sustum.
Sen başka türlü anladın.
Ve aramızda
söylenmemiş cümlelerden
kocaman bir duvar yükseldi.
───
Sonra seni tanımaya başladım.
İşte hata tam burada başladı.
Çünkü insan
gerçekten tanımaya başladığı kişiye
kolay kolay önyargıyla bakamıyor.
Senin sessizliğinin
kibir olmadığını,
mesafeli duruşunun
soğukluk değil,
kendini herkese
hemen açmayan bir kalbin
temkini olduğunu anladım.
Benim hakkımdaki
yanılgılarını da gördüm.
Ve tuhaf olan şuydu:
Seni suçlamak yerine
kendimden utandım.
Çünkü insan
sevdiği kişiyi yanlış anladığında
kendi zekâsından bile şüphe ediyor.
───
Eylül'dü.
Ordu'da yağmur
ince ince yağıyordu.
Denizin üzerinde
gri bir akşam vardı.
Çınarın altında
yan yana durduk.
Bu kez
kimse haklı çıkmak istemedi.
Ne sen.
Ne ben.
Sadece birbirimizi
dinledik.
Ve anladım:
Aşk,
bir tartışmayı kazanmak değilmiş.
Bir insanı
haklı çıkarmaya çalışmadan
anlamaya razı olmakmış.
───
Sana âşık olduğumu
anladığım gün
büyük bir sahne olmadı.
Gökyüzü açılmadı.
Deniz kabarmadı.
Çınar yapraklarını
bir anda bırakmadı.
Sadece sen
bir cümle söyledin.
Ben sustum.
Ve içimden
şu geçti:
“Demek bütün mesele
bu insanı yanlış anlamamakmış.”
───
Şimdi seni seviyorum.
Ama seni
kusursuz sandığım için değil.
Aksine,
kusurlarını gördüğüm hâlde
yanında kalmak istediğim için.
Çünkü ideal bir insan
sevilmesi kolay bir hayaldir.
Gerçek bir insanı sevmek ise
daha ciddi bir iştir.
Onun farklılığını,
inatlarını,
sessizliklerini,
yanlışlarını,
hatta seni bazen
kızdıran taraflarını bile
bir bütünün parçası olarak
görebilmektir.
───
Belki aşkın en zarif tarafı
insana şunu söyletebilmesidir:
“Yanılmışım.”
Bu iki kelime
bazen bir “seni seviyorum”dan
daha büyük olabilir.
Ben sana bugün
bunu söylüyorum:
Yanılmışım.
Seni ilk gördüğümde
seni tanıdığımı sandım.
Oysa seni tanımak
bir bakış değil,
bir yolculukmuş.
Ve o yolculukta
en çok kendimi değiştirdim.
───
Şimdi Eylül yağmurunda
Ordu'nun kıyısında
yanımda yürüyorsun.
Deniz konuşuyor.
Çınar susuyor.
Biz artık
ilk karşılaşmamızdaki
iki yabancı değiliz.
Gururumuz biraz eksildi.
Önyargılarımız dağıldı.
Ve aşk,
bütün yanlış anlaşılmaların
arasından geçip
nihayet bize
şunu öğretti:
İnsan bazen sevdiğini bulmaz;
onu tanımayı öğrendiği gün
gerçekten bulur.
Ben seni
ilk gördüğümde değil,
yanıldığımı kabul ettiğim gün
sevmeye başladım.
Aşk
Seni ilk gördüğümde
hakkında bir hüküm verdim.
Ne kadar da kolaydı
bir yabancıyı anlamak
sandığım kadar.
Bir bakışını
gurur diye yazdım,
sessizliğini
mesafe,
gülümsemeni
ince bir küçümseme.
Kalbim henüz
seni tanımamıştı
ama zihnim
çoktan kararını vermişti.
Ne büyük bir yanılgı.
Aşk
Sonra seni
biraz daha tanıdım.
Ve insanın başına
aşk kadar tehlikeli
bir şey geldi:
Fikrini değiştirmek.
Meğer senin sessizliğin
kibir değilmiş.
Sadece herkesin
hayatına kolayca
girmesine izin vermeyen
bir kalbin varmış.
Meğer benim hakkımdaki
mesafen de
soğukluk değilmiş.
Kendini incitmemek için
kurduğun zarif bir duvarmış.
İkimiz de
aynı şeyi yapıyormuşuz:
Sevilmek isterken
sevilmekten korkuyormuşuz.
Aşk
İlk Hükmüm, Son Yanılgım
Seni ilk gördüğümde
hakkında bir hüküm verdim.
Ne kadar da kolaydı
bir yabancıyı anlamak
sandığım kadar.
Bir bakışını
gurur diye yazdım,
sessizliğini
mesafe,
gülümsemeni
ince bir küçümseme.
Kalbim henüz
seni tanımamıştı
ama zihnim
çoktan kararını vermişti.
Ne büyük bir yanılgı.
───
Sen de beni
pek sevmemiştin sanırım.
Bunu söylemedin.
Zaten bazı insanlar
duygularını açıklamak yerine
kaşlarını hafifçe kaldırarak
bütün bir roman yazabilir.
Aramızdaki ilk konuşmalar
bir aşk hikâyesinden çok
iki diplomatik ülkenin
sınır görüşmelerine benziyordu.
Sen ölçülü.
Ben temkinli.
İkimiz de
kalbimizin kapısında
fazlasıyla ciddi
iki bekçiydik.
───
Sonra seni
biraz daha tanıdım.
Ve insanın başına
aşk kadar tehlikeli
bir şey geldi:
Fikrini değiştirmek.
Meğer senin sessizliğin
kibir değilmiş.
Sadece herkesin
hayatına kolayca
girmesine izin vermeyen
bir kalbin varmış.
Meğer benim hakkımdaki
mesafen de
soğukluk değilmiş.
Kendini incitmemek için
kurduğun zarif bir duvarmış.
İkimiz de
aynı şeyi yapıyormuşuz:
Sevilmek isterken
sevilmekten korkuyormuşuz.
───
Eylül akşamıydı.
Ordu'da yağmur
kaldırımları yavaşça
parlatıyordu.
Deniz,
uzakta bütün ciddiyetini
üzerine almıştı.
Çınarın altında
yan yana durduk.
Bu kez
sana bakarken
hüküm vermedim.
Sadece baktım.
Ve ilk kez
bir insanı anlamanın
onu tanımlamak değil,
ona değişebilme hakkı
vermek olduğunu anladım.
───
Sen bana:
“Beni gerçekten
tanıyor musun?”
diye sorsaydın,
eskiden “evet” derdim.
Şimdi “hayır” derim.
Çünkü sevgi
“seni tamamen biliyorum”
demek değildir.
Sevgi,
“seni tanımaya
hâlâ devam etmek istiyorum”
diyebilmektir.
İşte o cümlede
gururum sustu.
Önyargım geri çekildi.
Ve kalbim
ilk kez
savunmasız kaldı.
───
Seni seviyorum.
Ama seni
kusursuz olduğun için değil.
Beni tamamladığın için hiç değil.
Bir masalın
eksiksiz kahramanı olduğun için
hiç değil.
Seni,
bazen yanıldığın,
bazen sustuğun,
bazen beni anlamadığın,
bazen de kendini
anlatmakta zorlandığın hâlinle
seviyorum.
Çünkü gerçek aşk
kusursuz bir insan
aramak değil;
kusurları gördükten sonra
bakışını kaçırmamaktır.
───
Bir gün
bana ilk karşılaşmamızı
sorarsan,
sana gerçeği söyleyeceğim:
Seni yanlış anlamıştım.
Belki sen de beni.
Ama iyi ki.
Çünkü aşkın bize
vereceği en güzel ders
bazen bir insanı bulmak değil,
kendi hükmünün
yanlış olabileceğini
kabullenmektir.
───
Şimdi Eylül yağmurunda
yan yana yürüyoruz.
Ne sen
kendini bana kanıtlamaya çalışıyorsun,
ne ben
haklı çıkmaya.
Deniz yanımızda.
Çınar üzerimizde.
Ve geçmişteki bütün
yanlış hükümler
arkamızda kalıyor.
Çünkü bazı aşklar
ilk görüşte başlamaz.
Önce bir yanlış anlaşılma olur.
Sonra merak.
Sonra yakınlık.
Sonra hayranlık.
Ve en sonunda
insan kendi kalbine
şunu söylemek zorunda kalır:
“Yanılmışım.
Meğer aradığım insan
ilk bakışta anlayamadığım
o insanmış.”
Benim aşkımın
en güzel tarafı da bu:
Seni bulmadım.
Seni yeniden tanıdım.
Aşk
Seni seviyorum.
Ama seni
kusursuz olduğun için değil.
Beni tamamladığın için hiç değil.
Bir masalın
eksiksiz kahramanı olduğun için
hiç değil.
Seni,
bazen yanıldığın,
bazen sustuğun,
bazen beni anlamadığın,
bazen de kendini
anlatmakta zorlandığın hâlinle
seviyorum.
Çünkü gerçek aşk
kusursuz bir insan
aramak değil;
kusurları gördükten sonra
bakışını kaçırmamaktır.
Aşk
Şimdi Eylül yağmurunda
yan yana yürüyoruz.
Ne sen
kendini bana kanıtlamaya çalışıyorsun,
ne ben
haklı çıkmaya.
Deniz yanımızda.
Çınar üzerimizde.
Ve geçmişteki bütün
yanlış hükümler
arkamızda kalıyor.
Çünkü bazı aşklar
ilk görüşte başlamaz.
Önce bir yanlış anlaşılma olur.
Sonra merak.
Sonra yakınlık.
Sonra hayranlık.
Ve en sonunda
insan kendi kalbine
şunu söylemek zorunda kalır:
“Yanılmışım.
Meğer aradığım insan
ilk bakışta anlayamadığım
o insanmış.”
Benim aşkımın
en güzel tarafı da bu:
Seni bulmadım.
Seni yeniden tanıdım.
Aşk
Seni sevmek
kolay bir hikâye değildi.
Bir bakışla başlamadı.
Önce bir önyargı vardı,
sonra gurur.
İki insanın
birbirine yaklaşırken
kendi duvarlarına çarpması gibi.
Sen sustun.
Ben yanlış anladım.
Ben sustum.
Sen başka türlü anladın.
Ve aşk,
daha ilk sayfasında
iki ayrı insanın
aynı cümleyi farklı okumasıyla başladı.
Aşk
Aşk ne bir krallıktır
ki yönetilsin,
ne bir yolculuktur
ki sonuna varılsın,
ne bir suçtur
ki kefareti ödensin,
ne de bir roman kahramanıdır
ki kusursuz olsun.
Aşk,
iki kusurlu insanın
birbirinin kusurlarını
görmesine rağmen
birbirine dürüst kalmasıdır.
Aşk
Kayıt Tarihi : 28.09.2026 20:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!