"Seni neden seviyorum?”
Çoğu zamanlar susardım.
“Belki bir tanesi, yanındayken
kendimi daha az saklıyor olmamdı.”
Çünkü insanın
bir başkasının yanında
kendisi olabilmesi
istatistiksel olarak ölçülemeyen
ama hayatını değiştiren
bir olaydı.
Aşk
Seninle karşılaşmamın
tesadüf olması,
seni sevmemin anlamını
ortadan kaldırmıyor.
Aşk
Ekim yağmuru
Ordu'nun denizine düşüyordu.
Penceremden uzaktaki çınarlara baktım.
Ve o anda düşündüm:
Belki evren
bize sürekli işaretler gönderiyor.
Ama insan yalnızca anlamak istediği
işaretleri görüyor.
Bir yaprak düşüyor.
Bir yağmur başlıyor.
Bir gemi uzaklaşıyor.
Bir insan geliyor.
Ve biz bütün bunların tesadüf mü
yoksa anlam mı olduğunu
sormaya başlıyoruz.
Ben artık cevabı bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Seninle karşılaşmamın tesadüf olması,
seni sevmemin anlamını
ortadan kaldırmıyor.
Aşk
İnsan hayatının
en büyük kararları:
Cesaret,
Vicdan,
Sadakat,
Özgürlük,
Anlam,
Hiçbiri cetvelle ölçülmez.
Ama insan
hayatını onların üzerine kurar.
Bazı gerçekler
ölçülebildikleri için değil,
yaşandıkları için gerçektir.
Aşkta olduğu gibi...
Aşk
“Aşkta da böyledir: Akıl nedenini arar, kalp cevabını yaşar.”
Aşk
Aşkta böyledir; bazı gerçekler anlaşılmaz, yalnızca hissedilir.
Aşkın nedeni açıklanır, anlamıysa yaşanır.
Aşk
Aşkta insan bazen aradığı cevabı, sorduğu soruda kaybeder.
Aşk
Aşk böyledir: Mantığın sustuğu yerde, anlam konuşmaya başlar.
Aşk
Aşkta hesap eden kaybeder, hisseden anlar.
Aşk
Seni seviyor muyum?
Evet.
Neden?
Bilmiyorum.
Nasıl?
Bilmiyorum.
Nereye kadar?
Bilmiyorum.
Ama belki aşkın
en dürüst savunması budur:
Bilmediğim hâlde
seni seçiyorum.
Aşk
Yola çıkmak için bir harita çizdim,
dağları, ormanları, bilinmeyen geçitleri…
Oysa hiçbir haritada gösterilmiyordu
sana çıkan yolun
insanın kendisinden geçtiği.
Aşk
Dünyanın Öte Ucunda, Kalbimin Başlangıcında
Yola çıkmak için bir harita çizdim,
dağları, ormanları, bilinmeyen geçitleri…
Oysa hiçbir haritada gösterilmiyordu
sana çıkan yolun
insanın kendisinden geçtiği.
Bir çınarın altında başladı serüvenim;
Eylül, eski yapraklarını bırakıyordu denize.
Ben uzak ülkelerin sırrını ararken
sen, bir bakışınla
bütün uzaklıkları içime yerleştirdin.
Sonra anladım:
Cesaret, ejderhaların karşısında durmak değil,
insanın kendi kırılganlığını
bir başkasına saklamadan gösterebilmesiydi.
Ben nice karanlık geçitten geçtim,
nice bilinmezin önünde durdum.
Ama en büyük sınavım
ne altınların cazibesi
ne de dağların ardındaki tehlikeydi.
Seni sevmekti;
özgürlüğünü kendi arzumdan üstün tutarak,
gidiş ihtimalini bile
sevgimin dışında bırakmayarak…
Çünkü aşk,
birini hazineler gibi saklamak değil,
onun kendi yolunu seçebileceği
güvenli bir dünya kurmaktı.
Ve ben,
dünyanın bütün yollarını dolaşsam da
her dönüşte aynı şeyi keşfettim:
İnsan bazen evinden ayrılarak büyür,
bazen bir kalbe vararak
evin ne demek olduğunu anlar.
Şimdi Ordu’da, denizin kıyısında,
yağmur çınarın dallarına usulca dokunurken
sana anlatacak büyük zaferlerim yok.
Yalnızca şunu biliyorum:
Dünya, keşfedilmeyi bekleyen sonsuz bir bilinmez;
ama seninle yürümek,
bilinmezin kendisinden korkmamayı öğretiyor.
Ve eğer bir gün bütün yollar tükenirse,
haritalar anlamını yitirir,
dağlar sessizliğe gömülürse…
Elini tutmak için
yeni bir kıta aramayacağım.
Çünkü bazı yolculukların sonunda
insan bir hazine bulmaz;
hazine sandığı şeylerin neden eksik kaldığını anlar.
Benim yolculuğumun en büyük keşfi sensin:
Sana sahip olmak değil,
seninle özgürce yürüyebilmek.
Ve aşkın en güzel ülkesi,
belki de haritalarda bulunmayan
o küçücük yerdir:
İki insanın,
birbirini kaybetme korkusundan daha büyük
bir güvenle
aynı geleceğe doğru yürümesi.
Aşk
Bir çınarın altında başladı serüvenim;
Ekim, eski yapraklarını bırakıyordu denize.
Ben uzak ülkelerin sırrını ararken
sen, bir bakışınla
bütün uzaklıkları içime yerleştirdin.
Aşk
Dünyanın Öteki Ucunda, Sen
Bir sabah çıktım yola,
haritamda bilinmeyen ülkeler,
cebimde birkaç yarım umut,
aklımda dünyanın bütün soruları vardı.
Ne bir hazineydi aradığım
ne de adımı tarihe yazacak bir zafer;
ben, henüz kendime bile açıklayamadığım
bir eksikliğin peşindeydim.
Sonra sen çıktın karşıma;
bir yol ayrımında değil,
yolun anlamını değiştiren
o görünmez eşikte.
O günden sonra dağlar büyüdü,
ormanlar derinleşti,
geceler eski korkularını kuşandı.
Fakat hiçbir ejderha
senin yokluğun kadar büyütemedi gölgesini.
Anladım ki cesaret,
korkunun hiç bulunmadığı bir kalp değil;
korkuya rağmen
bir başkasının mutluluğunu kendi konforundan
daha kıymetli sayabilmektir.
Ben sana ulaşmak için
dünyanın bütün yollarını geçmedim;
dünyayı, sana ulaşmanın
tek yolu olmaktan çıkardım.
Çünkü aşk,
birini kendi ülken ilan etmek değil,
onun da senden bağımsız
bir ufku olduğunu bilmektir.
Ve ben,
en uzak diyarlarda bile
sana ait bir iz ararken
asıl keşfin içimde başladığını gördüm:
İnsan bazen evinden ayrılarak değil,
bir başkasının özgürlüğünü tanıyarak
büyür.
Şimdi dönüyorum sana;
ne elimde ejderha hazinesi
ne de anlatılacak kusursuz bir zafer var.
Yalnızca yol boyunca değişmiş
bir kalp taşıyorum.
Bir de şunu öğrendim:
Dünyanın en büyük hazinesi,
birinin sana ait olması değil;
bütün dünyası kendisine aitken
seninle aynı yolu yürümeyi seçmesidir.
Ve eğer bir gün
Aşkın Şehri Ordu’da,
denize bakan yaşlı bir çınarın altında
yolculuğumuzu yeniden anlatırsak,
sana en çok şunu söyleyeceğim:
Ben dünyayı keşfetmeye çıkmıştım;
meğer insanın en büyük keşfi,
bir başkasını bulduğunda
kendinden vazgeçmeden sevebilmesiymiş.
Aşk
Dünyanın en büyük hazinesi,
birinin sana ait olması değil;
bütün dünyası kendisine aitken
seninle aynı yolu yürümeyi seçmesidir.
Ve eğer bir gün
Aşkın Şehri Ordu’da,
denize bakan yaşlı bir çınarın altında
yolculuğumuzu yeniden anlatırsak,
sana en çok şunu söyleyeceğim:
Ben dünyayı keşfetmeye çıkmıştım;
meğer insanın en büyük keşfi,
bir başkasını bulduğunda
kendinden vazgeçmeden sevebilmesiymiş.
Aşk
Ben
bütün evreni sorgulayan
o büyük insan aklına rağmen
tek bir konuda
sorularımı susturdum:
Seni seviyor muyum?
Evet.
Aşk
Ben sana
sonsuzluk sözü vermiyorum.
Daha dürüst bir şey veriyorum:
Her gün değişen beni
yeniden tanımaya,
her gün değişen seni
yeniden sevmeye
hazırım.
Aşk
Ekim yağmuru
Ordu’nun kıyısına ince bir düşünce gibi inerken,
çınarın altında durup denize baktım.
Deniz,
hiçbir yere ait olmadan
bütün kıyılara dokunuyordu.
O an anladım:
Aşk da biraz denizdi;
sahip olunmadığı için sonsuz,
sınırlandırılmadığı için özgürdü.
Aşk
Aramızda
ne bir zincir vardı
ne de birbirimizi kendimize borçlu kılan
görünmez bir sözleşme.
Yalnızca
aynı yağmurun altında
aynı denize bakmanın sessiz anlaşması…
Aşk
Bir gün
seni seveceğimi bilmiyordum.
İnsan bazı karşılaşmaların
hayatındaki yerini
yaşarken anlayamıyor.
Bir gün geliyor,
sıradan sandığın bir an
bütün geçmişinin yönünü değiştiriyor.
Sen öyle geldin.
Ne büyük bir gürültüyle,
ne de kaderin gösterişli cümleleriyle…
Sessizce.
Eylül yağmuru gibi
Ordu'nun kıyısına düşen
ince bir akşamüstüyle.
Sonra zaman
garip bir şey yaptı.
Seni tanıdıkça
geçmişimi yeniden hatırladım.
Çocukluğumu,
söyleyemediğim sözleri,
yarım bıraktığım yolları,
kendimden bile sakladığım
küçük korkuları…
Meğer insan
birini severken
yalnızca ona yaklaşmıyormuş.
Kendi geçmişine de
başka bir gözle bakıyormuş.
Sen bana
geçmişimi değiştirmedin.
Ama onunla barışabileceğim
bir gelecek gösterdin.
Belki aşkın gerçek mucizesi budur:
Geçmişi silememek,
ama geçmişin
geleceğimizi yönetmesine izin vermemek.
Bir gün
yanımda olmayabilirsin.
Hayatın kendine ait yolları var.
İnsan sevdiği kişiyi
kendi hikâyesinin zorunlu karakteri
sanmamalı.
Çünkü sevgi,
birini hikâyende tutmak için
özgürlüğünü elinden almak değil;
onun kendi hikâyesini yazmasına
saygı duyabilmektir.
Ben seni
tam da bu yüzden seviyorum.
Bana ait olduğun için değil,
kendine ait olduğun hâlde
yanımda yürümeyi seçtiğin için.
Çınarın altında
yağmur ağır ağır diniyor.
Deniz,
akşamın son ışığını
kendi içinde taşıyor.
Bir gün
bütün bunlar yalnızca bir hatıra olabilir.
Ama hatıra olmak
önemsiz olmak değildir.
Bazı insanlar
hayatımızdan geçer.
Bazılarıysa
hayatımızın anlamını
geçtikten sonra bile değiştirmeye devam eder.
Sen ikincisisin.
Ve belki yıllar sonra
bu günü hatırladığımda
şunu söyleyeceğim:
Ben seni
bir gün sevmedim.
Seni sevmek,
hayatımın bütün günlerine
yayılmış tek bir gündü.
Çünkü gerçek aşk
takvimde bir tarih değildir;
insanın zamanla birlikte değişirken
bir başkasına karşı
duyduğu anlamın değişmemesidir.
Aşk
Gerçek aşk
takvimde bir tarih değildir;
insanın zamanla birlikte değişirken
bir başkasına karşı
duyduğu anlamın değişmemesidir.
Aşk
Sevgi,
birini hikâyende tutmak için
özgürlüğünü elinden almak değil;
onun kendi hikâyesini yazmasına
saygı duyabilmektir.
Aşk
Bir gün
seni seveceğimi bilmiyordum.
İnsan bazı karşılaşmaların
hayatındaki yerini
yaşarken anlayamıyor.
Bir gün geliyor,
sıradan sandığın bir an
bütün geçmişinin yönünü değiştiriyor.
Sen öyle geldin.
Ne büyük bir gürültüyle,
ne de kaderin gösterişli cümleleriyle…
Sessizce.
Aşk
Kayıt Tarihi : 6.10.2026 05:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!