Seni ilk ne zaman sevdiğimi
hatırlamıyorum.
Belki bir yazdı.
Belki yağmurdan hemen sonra
toprağın kokusuna karışmış
çocukluğumun bir yerinde.
Belki de aşk
sandığımız gibi
bir başlangıç değildi.
Belki insan
birini sevmeden önce
onu yıllarca
içinde taşıyordu da
karşılaştığı gün
sadece fark ediyordu.
Aşk
Denizin Hatırladığı İki İnsan
Seni ilk ne zaman sevdiğimi
hatırlamıyorum.
Belki bir yazdı.
Belki yağmurdan hemen sonra
toprağın kokusuna karışmış
çocukluğumun bir yerinde.
Belki de aşk
sandığımız gibi
bir başlangıç değildi.
Belki insan
birini sevmeden önce
onu yıllarca
içinde taşıyordu da
karşılaştığı gün
sadece fark ediyordu.
───
Sen vardın.
Ben vardım.
Aramızda
bir deniz vardı.
Ama deniz
mesafe değildi.
Bazı denizler
iki kıyıyı ayırmaz.
İki insanın
aynı ufka baktığını
kanıtlar.
Ordu'da bir çınarın altında
oturup gökyüzüne baktığımızı
hatırlıyorum.
Sen bir şey söylemedin.
Ben de.
O zaman öğrendim:
Bazı aşklar
konuşarak başlamaz;
iki insanın aynı sessizliği
yadırgamamasıyla başlar.
───
Çocukluğumuzun
masum tarafları vardı.
Büyüdükçe
onları kaybettiğimizi sandık.
Oysa kaybolmadılar.
Sadece
daha derine çekildiler.
İnsan büyürken
çocukluğunu terk etmiyor.
Onu yanında taşıyor.
Bir şarkıda.
Bir kokuda.
Bir sokakta.
Bir ağacın gölgesinde.
Ve bazen
bir insanın gözlerinde.
Sende
bütün eski mevsimlerimi
gördüm.
Bu yüzden sana
yalnızca âşık olmadım.
Seni görünce
kendimin geçmişte bıraktığım
yanlarına da yeniden rastladım.
───
Sonra hayat
bizi değiştirdi.
Çünkü zaman
kimseye aynı insan kalma
izni vermiyor.
Sen değiştin.
Ben değiştim.
Düşüncelerimiz
başka yönlere gitti.
Kalbimiz
başka korkular öğrendi.
Dünyanın
çocukken sandığımız kadar
masum olmadığını gördük.
Ama garip olan şu:
Bunca değişimin içinde
sana duyduğum şey
aynı kalmadı.
Derinleşti.
Çünkü gençlikte aşk
“Seninle olmak istiyorum.”
diyebilir.
Olgunlukta ise:
“Sen değişirken de
seni tanımaya devam etmek istiyorum.”
der.
───
Bir gün
seni kaybetmekten korktum.
Sonra düşündüm:
İnsan sevdiği birini
gerçekten kaybedebilir mi?
Belki bedenler uzaklaşır.
Şehirler değişir.
Yollar birbirini unutur.
Ama bazı insanlar
hafızanın coğrafyasına
yerleşir.
Oradan çıkmaz.
Sen benim için
böyle bir yere dönüştün.
Bir adres değil.
Bir iç ülke.
Haritası olmayan.
Sınırı olmayan.
Ama her yağmurda
yeniden hatırlanan.
───
Eylül'dü.
Ordu'nun denizi
kurşuni bir akşamı
kıyıya bırakıyordu.
Çınarın yaprakları
sessizce dökülüyordu.
Sen yanımdaydın.
Ve ben
ilk kez aşkın
bir sonuca ihtiyacı olmadığını düşündüm.
Çünkü aşk bazen
“sonsuza kadar”
demek değildir.
Bazen:
“Bugün seni seçiyorum.
Yarın değişirsem
seni yeniden tanımaya
hazır olacağım.”
demektir.
Belki gerçek sadakat
aynı kalmak değil,
değişen insanı
yeniden sevebilmektir.
───
Sana sahip olmak istemedim.
Çünkü denize sahip olunmaz.
Çınara da.
Gökyüzüne de.
Bir insanın kalbine
hiç olunmaz.
Kalp
ancak davet eder.
Sen de beni
içeri aldın.
Ben ayakkabılarımı
kapının önünde bıraktım.
Geçmişimi değil.
Çünkü geçmişimi
yanımda getirmiştim.
Seninkini de
yanına bırakmadım.
İkimizin geçmişi
odanın içinde durdu.
Ve ilk kez
kimse kimseyi
ondan dolayı yargılamadı.
───
Belki aşk budur:
Bir insanın geçmişini
silmek değil;
onun geçmişinin
bugününü yönetmesine
izin vermemek.
Çünkü seni seviyorum diye
çocukluğunu değiştiremem.
Yaralarını yok edemem.
Korkularını senden alamam.
Ama yanında durabilirim.
Sen korkarken.
Sen susarken.
Sen değişirken.
Sen kendini yeniden
kurarken.
Ve belki aşkın
en dürüst cümlesi şudur:
“Seni kurtarmaya gelmedim;
seninle aynı gökyüzünün altında
yaşamaya geldim.”
───
Şimdi denize bakıyorum.
Tuna kadar uzak,
Ada kadar yakın
bir şey var içimde.
Adını koyamıyorum.
Belki özlem.
Belki hafıza.
Belki aşkın
insanda bıraktığı
o tuhaf zaman duygusu.
Çünkü bazı insanlar
hayatımıza girmez.
Hayatımızın zaman anlayışını
değiştirir.
Onlardan önce
“geçmiş” dediğimiz şey vardır.
Onlardan sonra
“hatırlamak” diye
başka bir ülke kurulur.
Sen o ülkedesin.
Ben hâlâ orada
yürüyorum.
Eylül yağıyor.
Ordu'nun denizi
karanlıkta parlıyor.
Çınar sessiz.
Ve ben biliyorum:
Bir gün bütün şehirler
değişebilir.
Bütün yollar
başka yerlere çıkabilir.
Deniz bile
aynı deniz olmayabilir.
Ama seninle öğrendiğim
şu hakikat kalır:
Aşk, iki insanın
aynı hayatta buluşması değil;
iki ayrı hayatın
birbirinin hafızasında
yaşamaya devam etmesidir.
Aşk
Sana sahip olmak istemedim.
Çünkü denize sahip olunmaz.
Çınara da.
Gökyüzüne de.
Bir insanın kalbine
hiç olunmaz.
Kalp
ancak davet eder.
Sen de beni
içeri aldın.
Ben ayakkabılarımı
kapının önünde bıraktım.
Geçmişimi değil.
Çünkü geçmişimi
yanımda getirmiştim.
Seninkini de
yanına bırakmadım.
İkimizin geçmişi
odanın içinde durdu.
Ve ilk kez
kimse kimseyi
ondan dolayı yargılamadı.
Aşk
Aşk bazen
“sonsuza kadar”
demek değildir.
Bazen:
“Bugün seni seçiyorum.
Yarın değişirsem
seni yeniden tanımaya
hazır olacağım.”
demektir.
Belki gerçek sadakat
aynı kalmak değil,
değişen insanı
yeniden sevebilmektir.
Aşk
Aramızdaki bağ belki kuantum dolanıklığı ile açıklanabilir.
Aşk
Aşk neden kuantum olmasın.
Aşk
Bazı insanlar
hafızanın coğrafyasına
yerleşir.
Oradan çıkmaz.
Sen benim için
böyle bir yere dönüştün.
Bir adres değil.
Bir iç ülke.
Haritası olmayan.
Sınırı olmayan.
Ama her yağmurda
yeniden hatırlanan.
Aşk
Hayat bizi değiştirdi.
Çünkü zaman
kimseye aynı insan kalma
izni vermiyor.
Sen değiştin.
Ben değiştim.
Düşüncelerimiz
başka yönlere gitti.
Kalbimiz başka korkular öğrendi.
Dünyanın
çocukken sandığımız kadar
masum olmadığını gördük.
Ama garip olan şu:
Bunca değişimin içinde
sana duyduğum şey aynı kalmadı.
Derinleşti.
Aşk
Sana
yalnızca âşık olmadım.
Seni görünce
kendimin geçmişte bıraktığım
yanlarına da yeniden rastladım.
Aşk
Şehirler insanı
sokaklarından önce
hafızasıyla tanır.
Bir duvar bilir
kimlerin önünden geçtiğini.
Bir pencere bilir
hangi akşamın
hangi bekleyişe açıldığını.
Bir meydan bilir
kaç insanın
kalabalık içinde yalnız kaldığını.
Ben seni
bir şehirde aramadım.
Kendimi sana rastladığım
şehrin içinde aradım.
Aşk
Sen geldikten sonra
aynalar değişti.
Eskiden aynaya baktığımda
yüzümü görürdüm.
Şimdi
hangi insan olduğumu
sorguluyorum.
Sen bende
yeni bir yüz yaratmadın.
Daha tuhaf bir şey yaptın:
Bana yıllardır görmediğim
yüzlerimi gösterdin.
Çocukluğumu.
Korkumu.
Cesaretimi.
Suskunluğumu.
Ve kimseye söylemediğim
o küçük umudu.
Aşk
Şehrin Aynalarında Seni Ararken
Şehirler insanı
sokaklarından önce
hafızasıyla tanır.
Bir duvar bilir
kimlerin önünden geçtiğini.
Bir pencere bilir
hangi akşamın
hangi bekleyişe açıldığını.
Bir meydan bilir
kaç insanın
kalabalık içinde yalnız kaldığını.
Ben seni
bir şehirde aramadım.
Kendimi sana rastladığım
şehrin içinde aradım.
───
Çünkü sen geldikten sonra
aynalar değişti.
Eskiden aynaya baktığımda
yüzümü görürdüm.
Şimdi
hangi insan olduğumu
sorguluyorum.
Sen bende
yeni bir yüz yaratmadın.
Daha tuhaf bir şey yaptın:
Bana yıllardır görmediğim
yüzlerimi gösterdin.
Çocukluğumu.
Korkumu.
Cesaretimi.
Suskunluğumu.
Ve kimseye söylemediğim
o küçük umudu.
───
Belki insan
tek bir kişiden oluşmuyor.
İçimizde
birbirini hiç tanımayan
kalabalıklar yaşıyor.
Dün olduğumuz insan.
Bugün olduğumuz insan.
Olmak istediğimiz insan.
Olmaktan korktuğumuz insan.
Ve başkalarının
bizden beklediği insan.
Aşk geldiğinde
bütün bu insanlar
aynı masaya oturuyor.
Sen benim masama
oturduğunda
içimdeki herkes
birden sustu.
Çünkü ilk kez
hiçbirini saklamak
zorunda olmadığımı hissettim.
───
Senin de
kendi şehrin vardı.
Sokaklarında
eski anılar.
Kapalı kapılar.
Kimsenin bilmediği
küçük meydanlar.
Adını söylemediğin
bazı evler.
Ben o şehre
fethetmeye gelmedim.
Haritasını çıkarmaya da.
Sadece kaybolursan
yanında yürümek istedim.
Çünkü sevmek
bir insanın bütün sokaklarını
ezberlemek değildir.
Bazen
onun bilmediğin bir sokağına
saygı duymaktır.
───
Eylül'dü.
Ordu'da yağmur
denizin üzerine
ince bir perde çekiyordu.
Çınarın altında
yan yana durduk.
Sen denize baktın.
Ben sana.
Sonra düşündüm:
İki insan
aynı manzaraya bakıp
nasıl olur da
iki farklı dünya görebilir?
Belki aşk
aynı şeyi görmek değildir.
Farklı gördüğümüz halde
birbirimizin bakışını
küçümsememektir.
Sen denizde
özgürlüğü gördün.
Ben sende.
───
Şehir büyüdükçe
insan küçülüyor bazen.
Kalabalıklar artıyor.
Sesler çoğalıyor.
Ama insanın içindeki
tek bir cümle
kimseye ulaşamıyor.
Sen o cümleyi
duydun.
Ben söylemeden.
Belki bu yüzden
seni sevdim.
Çünkü beni
konuştuğum kelimelerden değil,
sustuklarımın arasındaki
anlamdan okudun.
───
Ama aşkın
başka bir tehlikesi var:
İnsan sevdiği kişiyi
kendi aynasına çevirebilir.
Onu olduğu gibi görmek yerine
kendinde görmek istediği
şeye dönüştürebilir.
Ben bunu yapmayacağım.
Seni kendi eksiklerimin
cevabı yapmayacağım.
Beni tamamlamanı
istemeyeceğim.
Çünkü sen
benim yarım tarafım değilsin.
Ben de senin.
İki eksik insanın
birbirini tamamlaması değiliz;
iki bütün insanın
birbirinin bütünlüğüne
saygı duyan aşkıyız.
───
Bazen seni özlüyorum.
Ama özlemek bile
sahiplenmenin başka bir biçimi
olmasın diye dikkat ediyorum.
Çünkü özlemek:
“Gel, çünkü sana ihtiyacım var.”
demek değildir yalnızca.
Bazen:
“Nerede olursan ol,
iyi olmanı istemek
ve bunu kendime rağmen
sürdürebilmek.”
demektir.
Aşkın en zor sınavı
belki de burada başlıyor:
Sevdiğin insanın
özgürlüğüyle
kendi arzun arasında
adalet kurabilmek.
───
Şimdi şehir uyuyor.
Ama şehirlerin
gerçekten uyuduğuna
hiç inanmadım.
Bir pencerede ışık var.
Bir sokakta
geç kalan bir insan.
Bir evde
söylenmemiş bir cümle.
Bir kalpte
kimsenin bilmediği
bir aşk.
Ve ben biliyorum:
Her şehir
binlerce hikâyenin
aynı anda yaşandığı
dev bir hafızadır.
Sen ise
benim hafızamın
en sessiz sokağısın.
Oraya kimseyi
almıyorum.
Çünkü bazı yerler
gizli olduğu için değil,
anlamı paylaşılmayacak kadar
kişisel olduğu için
sessizdir.
───
Bir gün yollarımız
başka sokaklara çıkarsa,
seni kötü bir hatıra
yapmayacağım.
Seni geçmişe
kilitlemeyeceğim.
Çünkü sevginin
değerini sonu belirlemez.
Bazı aşklar
sonsuz sürdüğü için
değil,
insanın kendisini
daha dürüst bir insan
hâline getirdiği için
büyüktür.
Sen beni
kendime karşı
daha dürüst yaptın.
Bu yüzden
sana yalnızca
“seni seviyorum” diyemem.
Daha fazlasını söylemeliyim:
Seninle karşılaştıktan sonra
kendimi daha az kandırıyorum.
Ve belki aşkın
en şaşırtıcı aynası budur:
İnsan sevdiği kişinin
yüzünü görmek için
ona bakar;
ama sonunda
kendi gerçeğini görür.
Eylül yağmuru
Ordu'nun denizine düşerken
çınarın altında
ikimiz de susuyoruz.
Şehir aynalarını
birer birer kapatıyor.
Ama sen
hâlâ bende görünüyorsun.
Ben de sende
hangi yüzümle görünüyorum
bilmiyorum.
Belki çocuk.
Belki âşık.
Belki yolcu.
Belki sadece
kendini ilk kez
saklamayan bir insan.
Ama artık biliyorum:
Aşk, başka birinin gözlerinde
kendini kusursuz görmek değildir;
o gözlerde görünen kusurlarınla bile
kendinden kaçmamayı öğrenmektir.
Aşk
Bir gün yollarımız
başka sokaklara çıkarsa,
seni kötü bir hatıra
yapmayacağım.
Seni geçmişe
kilitlemeyeceğim.
Çünkü sevginin
değerini sonu belirlemez.
Aşk
Kayıt Tarihi : 6.10.2026 05:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!