Yıkılıştan Sonra Aşk
Bazı şeyler
bir anda yıkılmaz.
Önce anlamını kaybeder.
Sonra sessizleşir.
Sonra insan
hâlâ ayakta duran duvarlara bakıp
içinde bir ev kaldığını sanır.
Ben seni sevmeden önce
böyle bir yerde yaşıyordum.
Dışarıdan sağlam.
İçeriden
çoktan terk edilmiş.
───
Bana ne olduğunu
kimse sormadı.
Çünkü insan
yıkıldığında bile
gülümsemeyi öğrenebiliyor.
Gündüzleri
normal konuşuyor.
İşine gidiyor.
İnsanların arasında
yerini buluyor.
Akşam olduğunda
kendi sessizliğine dönüyor.
Ve hiç kimse
o sessizliğin içinde
kaç şeyin çöktüğünü bilmiyor.
Sonra sen geldin.
Beni kurtarmadın.
Yıkıntıya bakıp
kaçmadın.
Aradaki fark buydu.
───
Sana ilk söylediğim şey
“Beni sev.”
değildi.
Belki de
hiçbir şey söylemedim.
Çünkü bazı yaralar
kelimelerle anlatılmıyor.
İnsan bazen
bir başkasına:
“İçimde bir şey kırıldı.”
demek yerine
sadece:
“Bugün biraz sessizim.”
diyor.
Sen o cümleyi
olduğu gibi kabul ettin.
Onu büyütmedin.
Küçültmedin.
Bana teşhis koymadın.
Beni anlamak için
beni açıklamak zorunda olmadığını
öğrettin.
───
Sonra aşk geldi.
Ama beklediğim gibi değil.
Aşk beni
eski hâlime döndürmedi.
Tam tersine
eski hâlime dönmek
istemediğimi fark ettirdi.
Çünkü bazı yıkılışlar
kayıp değildir.
Bazen insanın
yanlış kurduğu hayatın
sona ermesidir.
Bir düşüncenin.
Bir alışkanlığın.
Bir korkunun.
Bir başkasının
senin hakkında yazdığı
hikâyenin.
Hepsi birer birer
yıkıldı.
Ve altında
ben kaldım.
Çıplak bir hakikat gibi:
Kendimi yeniden kurmak
için artık kimsenin iznine
ihtiyacım yoktu.
───
Eylül yağmuru
Ordu'da denize vuruyordu.
Çınarın altında
yanımdaydın.
Sana baktım.
Ve düşündüm:
İnsan neden
yıkılmaktan korkar?
Çünkü yıkılışın
son olduğunu sanır.
Oysa hayat
bazen enkazın içinden
başka bir biçimde devam eder.
Aşk da öyle.
Bir ilişkiyi kurtarmak
her zaman aşkı kurtarmak değildir.
Bazen aşkı kurtarmak için
insanın önce
kendi yanlışlarını
yıkması gerekir.
───
Sana sahip olmak istemedim.
Çünkü sahiplik
yıkılışın ilk mimarıdır.
Birini:
“Benim.”
diye tanımladığın anda
onu olduğu insan olmaktan
çıkarma tehlikesi başlar.
Ben seni
benim olduğun için değil,
kendin olduğun hâlde
yanımda kaldığın için
sevdim.
Bu daha zor bir aşktı.
Çünkü burada
garanti yoktu.
Sözleşme yoktu.
Kaderin imzası yoktu.
Sadece seçim vardı.
Her gün yeniden.
───
Bir gün gidersen
seni suçlamayacağım.
Çünkü aşk
kalma zorunluluğu değildir.
Senin özgürlüğün
benim sevgimden daha eski.
Benim sevgim
senin hayatının sahibi değil.
Ve belki bunu kabul etmek
aşkın en acı tarafı.
Ama aynı zamanda
en temiz tarafı.
Birini kaybetme ihtimalini
bilerek sevebilmek,
sevgiyi korkudan ayıran
son çizgidir.
───
Şimdi bakıyorum:
Eski ev yok.
Eski ben yok.
Eski korkularım
hâlâ bazen geliyor.
Ama artık
kapıyı açıp
onları içeri almıyorum.
Çünkü yıkılış
beni yok etmedi.
Bana şunu öğretti:
İnsan bazen
kendisini korumak için
kendi kurduğu duvarları
yıkmak zorundadır.
Sen o duvarların
yerine yenisini örmedin.
Beni
duvarsız bırakmadın.
Bana başka bir şey verdin:
Kendi sınırlarımı
kendim çizebilme özgürlüğünü.
───
Eylül geçecek.
Yağmur dinecek.
Ordu'nun denizi
yine başka bir gökyüzünü
taşıyacak.
Çınar yapraklarını
dökecek.
Ben yine değişeceğim.
Sen de.
Belki hayat
bizi hiç beklemediğimiz
yerlere götürecek.
Ama senden öğrendiğim
bir cümle kalacak:
Her yıkılış
bir son değildir.
Bazıları
insanın kendine kurduğu
yanlış hayatın çöküşüdür.
Bazıları
bir yanılsamanın ölüşü.
Bazıları
gururun.
Bazıları
korkunun.
Ve bazıları…
Aşkın ilk kez
gerçek hâliyle
girebilmesi için
açılan bir kapıdır.
Benim yıkılışım
böyleydi.
Senden önce
kendimi korumak için
duvarlar örmüştüm.
Sen geldin.
Duvarları yıkmadın.
Ben yıktım.
Ve ilk kez
enkazın ortasında
şunu gördüm:
Bazen insanın hayatındaki
en güzel başlangıç,
artık hiçbir şeyin
eskisi gibi kalamayacağını
anladığı andır.
Aşk
Bana ne olduğunu
kimse sormadı.
Çünkü insan
yıkıldığında bile
gülümsemeyi öğrenebiliyor.
Gündüzleri
normal konuşuyor.
İşine gidiyor.
İnsanların arasında
yerini buluyor.
Akşam olduğunda
kendi sessizliğine dönüyor.
Ve hiç kimse
o sessizliğin içinde
kaç şeyin çöktüğünü bilmiyor.
Sonra sen geldin.
Beni kurtarmadın.
Yıkıntıya bakıp
kaçmadın.
Aradaki fark buydu.
Aşk
Sana ilk söylediğim şey
“Beni sev.”
değildi.
Belki de
hiçbir şey söylemedim.
Çünkü bazı yaralar
kelimelerle anlatılmıyor.
İnsan bazen
bir başkasına:
“İçimde bir şey kırıldı.”
demek yerine
sadece:
“Bugün biraz sessizim.”
diyor.
Aşk
Bir gün gidersen
seni suçlamayacağım.
Çünkü aşk
kalma zorunluluğu değildir.
Senin özgürlüğün
benim sevgimden daha eski.
Benim sevgim
senin hayatının sahibi değil.
Ve belki bunu kabul etmek
aşkın en acı tarafı.
Ama aynı zamanda
en temiz tarafı.
Birini kaybetme ihtimalini
bilerek sevebilmek,
sevgiyi korkudan ayıran
son çizgidir.
Aşk
AŞK
Aşkın en zor tarafı
sevilmek değildir.
İnsanın
gerçek hâliyle görünmeye
razı olmasıdır.
Çünkü insan
kusurlarını saklayarak
sevilirse,
sevilenin gerçekten
kendisi olup olmadığını
hiçbir zaman bilemez.
Ben de sana
kusursuz tarafımı
sunabilirdim.
Güçlü.
Sakin.
Kendinden emin.
Aaaaaaaaaaaaaşk
Bazen sevgi,
bir insanın yarasını kapatmak değil;
yarasını saklamak zorunda kalmayacağı
bir yer olmaktır.
Oooooooooooyyy
Bazen sevgi,
bir insanın yarasını kapatmak değil;
yarasını saklamak zorunda kalmayacağı
bir yer olmaktır.
Ama seni kandırmak
aşkın başlangıcı olamazdı.
Bu yüzden
madalyonun içini açtım.
İçinden korkularım çıktı.
Eski kırgınlıklarım.
Yanlış seçimlerim.
Pişmanlıklarım.
Ve kimseye göstermediğim
o küçük çocuk:
Hâlâ sevilmek isteyen,
ama sevilirse
bir gün terk edileceğinden korkan.
Sen ona acımadın.
Onu düzeltmedin.
Sadece yanında oturdun.
Aaaaaaaaaaaaaşk
Bazen sevgi,
bir insanın yarasını kapatmak değil;
yarasını saklamak zorunda kalmayacağı
bir yer olmaktır.
Oooooooooooyyy
Bazen sevgi,
bir insanın yarasını kapatmak değil;
yarasını saklamak zorunda kalmayacağı
bir yer olmaktır.
Aşk
Sen
benim kaçışım olmadın.
Kaçmayı bırakmamın
sebebi oldun.
Aşk
Kendimden Sarhoşken Sana Ayıldım
Ben sana
ayıkken âşık olmadım.
Önce kendimden sarhoştum.
Geçmişten.
Pişmanlıklardan.
Yanlış kararlardan.
İçimde yıllardır
dönüp duran
aynı düşüncelerden.
İnsan bazen
bir şişeye değil,
kendi hikâyesine
bağımlı oluyor.
Benim içkim
geçmişimdi.
Her gece
aynı acıyı yeniden içiyordum.
───
Sonra sen geldin.
Bana:
“Unut.”
demedin.
“Geçmişini sil.”
demedin.
“Ben seni iyileştiririm.”
hiç demedin.
Sadece
yanımda durdun.
Ve ilk kez
bir insanın
başka bir insanı kurtarmadan da
ona iyi gelebileceğini gördüm.
Çünkü sen
benim kaçışım olmadın.
Kaçmayı bırakmamın
sebebi oldun.
───
İnsan kendinden kaçarken
çok yol katettiğini sanıyor.
Oysa nereye giderse gitsin
kendini yanında taşıyor.
Şehir değişiyor.
İnsanlar değişiyor.
Adresler değişiyor.
Ama gece olunca
aynı insan
aynı düşüncelerle
aynı odada kalıyor.
Ben bunu
çok geç öğrendim.
Seni bulduğumda
aslında başka birini
bulmadığımı anladım.
Kendimden kaçamayacağım
ilk yere gelmiştim.
───
Eylül yağmuruydu.
Ordu'nun denizi
karanlık bir aynaya
dönmüştü.
Çınarın altında
yan yana oturduk.
Sen bana baktın.
Ben gözlerimi kaçırmadım.
İlk kez.
Çünkü insan
sevdiği kişinin gözlerinde
kendisini saklayamıyor.
Ve ben
saklanmak istemiyordum artık.
Sana:
“Ben kusursuz değilim.”
demedim.
Çünkü sen bunu zaten biliyordun.
Ama şunu söyledim:
“Kendimi düzeltmeye
çalışıyorum.”
Sen:
“Bana göre değil,
kendin için yap.”
dedin.
O cümle
hayatımın en sessiz
dönüm noktalarından biri oldu.
───
Çünkü aşkı
yanlış anlamıştım.
Birini bulunca
hayatın kolaylaşacağını sanmıştım.
Oysa gerçek aşk
hayatı kolaylaştırmıyor.
Bazen
insanı daha dürüst yapıyor.
Kendi yalanlarına
tahammülünü azaltıyor.
Kendi bahanelerini
elinden alıyor.
Ve sana şunu sorduruyor:
“Ben sevdiğim insanın yanında
hangi hâlimle yaşamak istiyorum?”
Ben artık
kendinden kaçan biri olmak istemiyordum.
Seni sevdiğim için değil.
Kendimi
kaybetmemek için.
───
Sen benim
sarhoşluğum olmadın.
Beni gerçeklikten
uzaklaştırmadın.
Tam tersine,
gerçekliğe döndürdün.
Bu yüzden seni
bir sığınak gibi değil,
uyanıklık gibi
sevdim.
Yanında dünya
daha güzel görünmedi yalnızca.
Daha gerçek göründü.
Kendi hatalarım.
Kendi korkularım.
Kendi sorumluluğum.
Kendi seçimlerim.
Ve en önemlisi:
Kendi özgürlüğüm.
───
Bir insanı sevmek
onu hayatının ilacı yapmak değildir.
Çünkü ilaç bağımlılık yaratabilir.
Aşk ise
bağımlılığa dönüştüğünde
kendi anlamını kaybeder.
Ben sana:
“Sen olmazsan yaşayamam.”
demek istemiyorum.
Daha zorunu söylemek istiyorum:
“Sen olmadan da yaşayabilirim;
ama seninle yaşamayı
özgürce seçiyorum.”
İşte bu cümlede
ilk kez aşkı
bağımlılıktan ayırdım.
───
Bazen hâlâ düşüyorum.
Bazen geçmiş
kapımı çalıyor.
Bazen eski alışkanlıklarım
beni kendine çağırıyor.
Ama artık
onları aşk sanmıyorum.
Çünkü insanın kendisini
tükettiği şey
ona tanıdık geldiği için
doğru olmak zorunda değil.
Bazı acılar
çok uzun sürdüğü için
kader değildir.
Bazı yalnızlıklar
alışkanlığa dönüştüğü için
kişilik değildir.
Bazı kayıplar
hayatın sonu değildir.
Ve bazı sevgiler
insanı kurtarmak için değil,
kendini kurtarabileceğine
inandırmak için gelir.
───
Şimdi Eylül.
Yağmur
Ordu'nun denizine düşüyor.
Çınarın yaprakları
sessizce savruluyor.
Sen yanımdasın.
Ben ayığım.
Ve ilk kez
ayık olmak
bu kadar güzel.
Çünkü artık
senden kaçmak için değil,
sana gerçekten bakabilmek için
buradayım.
Seni bir ilaç gibi değil,
bir insan olarak seviyorum.
Seni bir kurtarıcı olarak değil,
özgür bir insan olarak görüyorum.
Ve kendimi de
senin sevgine teslim edilmiş
bir hayat olarak değil,
kendi seçimlerinin
sorumluluğunu taşıyan
bir insan olarak biliyorum.
Belki aşkın
en temiz hâli budur:
Birbirimizi kendimizden
kaçırmak yerine,
birbirimizin yanında
kendimize dönmek.
Ben sana
sarhoşken rastladım.
Ama seni
ayıkken sevdim.
Ve şimdi biliyorum:
Gerçek aşk,
insanı kendinden uzaklaştıran
en güzel sarhoşluk değil;
insanı kendine geri getiren
en derin uyanıştır.
Aşk
Seni bulduğumda
aslında başka birini
bulmadığımı anladım.
Kendimden kaçamayacağım
ilk yere gelmiştim.
Aşk
Bazı acılar
çok uzun sürdüğü için
kader değildir.
Aşk
Kayıt Tarihi : 6.10.2026 05:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!