Küçükken bir an önce büyümek isterdik ya hani… Gece geç saatlere kadar uyanık kalmak, kimseye hesap vermemek, özgür olmak. Oysa kimse söylemedi bize büyümenin aslında ne kadar ağır bir yalnızlık olduğunu. Meğer büyümek, sadece yaş almak değilmiş; susmayı öğrenmekmiş, içe atmayı, alışmayı ve gitgide duygusuzlaşmayı… Meğer büyüdükçe insanlar uzaklaşırmış birbirinden, kahkahaların yerini derin sessizlikler alırmış. Bir gün uyanıyorsun ve fark ediyorsun ki, çocukken en büyük derdin kırılan oyuncaklarmış… Şimdi kırılanlar ne tamir ediliyor, ne de unutuluyor. Artık ağlayamıyorsun bile, çünkü kimse "neden?" diye sormuyor. Herkesin acısı kendine büyük, herkes kendi yorgunluğuyla baş başa. Ve sen, küçükken kaçmaya çalıştığın o dünyada, şimdi en derin kayboluşunu yaşıyorsun. Büyümek güzel değilmiş… Sadece kimse içindeki çocuğun nasıl öldüğünü görmüyormuş.
Yıllar geçti, dostlukların rüzgârda savrulduğunu gördüm. Kalabalıkların içindeydim, ama hiçbir zaman güvende değildim. Çünkü anladım ki, herkes hak etmiyor yanında kalmayı. Çok insan eledim; belki de en doğrusu buydu.
Beni gerçekten anlayan, yanımda duran o kadar azmış ki... Bir sözle kırılanları, bir hatayla kaybolanları, çıkarı bitince arkasını dönenleri geride bıraktım. Çünkü yüküm ağırdı, ama en ağır yük, kalabalığın içindeki yalnızlıktı.
Çok insan eledim. Güya dost dediğim insanlar, bir sınavda yüzlerini gösterdiler. Çoğu, hayal kırıklığından başka bir şey bırakmadı ardında. En zoru da, bir zamanlar sevdiğin insanları kalbinden silmek oldu. Ama bir noktadan sonra anlıyorsun; herkesin seninle yürümeye gücü yetmiyor.
Sevmek, bazen her şey gibi görünür insana. Her zorluğu aşabilecek, her yarayı sarabilecek bir güç. Ama gerçek şu ki, çok sevmek bile bazen yetmez. Çünkü sevgi tek başına bir hikâye yazamaz. Karşılık bulmadığında, çırpınıp duran bir sessizlikten ibaret kalır.
O kadar çok sevdim ki… Öyle derin, öyle sonsuz. Ama tüm sevgime rağmen, yetersiz kaldım. Ellerimle uzattığım mutluluğu bir türlü tutamadı. Gözlerimle vaat ettiğim huzuru bir türlü göremedi. Çünkü bazen sevgi, tek başına bir çare değildir.
Sevgi emek ister, güven ister, en çok da anlayış ister. Ama eğer sevdiğin kişi seninle aynı yolu yürümek istemiyorsa, ne kadar çok seversen sev, bir noktada yorulursun. Çünkü sevgi, iki yüreğin aynı anda çarpmasıyla anlam kazanır. Tek taraflı sevgi, bir boşlukta yankılanır sadece.
Bu yola çıkarken hiçbir şeyin kolay olmayacağını biliyordum. Ama bu kadar yorulacağımı tahmin etmemiştim. Çok şeyden geçtim; hayallerimden, inançlarımdan, bazen de kendimden…
Güvendim, kırıldım. Sevdim, terk edildim. Her seferinde toparlandım, ama eskisi gibi olamadım. İçimden ne fırtınalar geçti, kimse anlamadı. Herkes yüzümde bir gülümseme aradı, ama içimde sessiz bir çığlık vardı.
Çok şeyden geçtim. Vazgeçtiklerim de vardı, kaybettiklerim de. Bazıları kendi tercihimdi, bazılarını ise hayat benden aldı. Her biri bir iz bıraktı, her biri beni değiştirdi. Ama her seferinde daha güçlü olmayı öğrendim.
"Çok yoruldum Rabbim, kalbim yükünü taşıyamaz hale geldi. Her adımda ağırlaşan bu dünya, ruhuma yük oldu. Yalnızlığın ve çaresizliğin karanlığında boğuluyorum. Sana sığınıyorum, Rahmetinden medet umuyorum. Beni kollarına al, huzur ve sükûnet bulayım. Gücümün yetmediği her yerde Senin kudretini arıyorum. Kalbimi ferahlat, yolumu aydınlat ve bana sabır ver.
Her geceyi sabaha erdiren, her yarayı saran Sensin. Beni teselli eden, umut veren, yeniden ayağa kalkmamı sağlayan Senin rahmetindir. Sen ki, her kalbin sığınağı, her ruhun şifasısın. İçimdeki bu keder denizinde kaybolmuşken, Senin nurunla yolumu bulmak istiyorum. Her zorlukta, her darlıkta bana dayanma gücü ver.
Rabbim, kalbimdeki yükleri hafiflet. Beni hikmetinle donat ki her acının ardındaki manayı görebileyim. Her düşüşte yeniden kalkacak kuvveti bulayım. Senin rahmetinle yeniden dirileyim, umutsuzluğun karanlığından kurtulayım. Her nefeste, Sana daha yakın olmayı diliyorum. Çünkü bilirim ki, Senin sevginle dolan bir kalp asla yalnız değildir."
Bazı insanlar vardır, yanındayken kıymeti bilinmez. Sessizce severler, sabırla beklerler, karşılık beklemeden verirler. Her kırıldıklarında biraz daha susarlar, ama hep kalırlar. Ta ki bir gün gitmeye karar verene kadar… İşte o gün, arkalarından esen rüzgar bile eksik bırakır ortamı. Ne söyledikleri hatırlanır, ne de sustukları. O zaman anlaşılır aslında en çok konuşmayanın ne kadar çok şey anlattığı. Ama iş işten geçmiş olur. Çünkü bazı insanlar bir daha dönmemek üzere gider, ve arkalarında sadece "keşke" bırakır.
Ben hep kıymet verdim insanlara. Onları anlamaya çalıştım, en küçük detaylarını bile önemsedim. Belki de hatam burada başladı; fazla değer verdim. Çünkü değer verdiğim herkes, beni en derinden kırdı.
Hiç beklemediğim yerlerden, en zayıf anlarımda vuruldum. Onlar için yaptıklarımı görmezden geldiler, varlığımı hafife aldılar. Ve ben, her seferinde biraz daha azaldım. Ama bir şey söyleyeyim mi? En çok da sessizce kabul etmek zoruma gitti.
Kırıldığımı anlatamadım. Çünkü anlatmak, daha da küçülmek gibi geldi. Hep güçlü görünmek istedim, ama içimde kocaman bir enkaz vardı. Değerini bildiğim insanlardan gördüğüm her darbe, o enkazı büyüttü.
Ben hep başkalarını önemsedim, hep onları merkeze koydum. Sevdim, anladım, emek verdim. Ama o kadar çok verdim ki, elimde hiçbir şey kalmadı. Değer verdikçe, kendi değerimi kaybettim.
Her defasında "Bu sefer farklı olacak" dedim. Ama aynı hikâyeyi farklı yüzlerle yaşadım. Kendimi unutacak kadar onlara yöneldim. Kendi kalbimi yok sayacak kadar başkalarını iyileştirmeye çalıştım. Ve sonunda, onlar iyileşti; ama beni paramparça bıraktılar.
Değer vermek güzel bir şeymiş gibi görünüyor, ama tek taraflı olduğunda ağır bir yük oluyor. Ben başkalarının yükünü sırtıma aldım, kendi yıkıntılarımda tek başıma kaldım. İnsanlara verdiğim her değerde, kendimden bir parça daha eksilttim.
Deli dolu bir kadınsın sen, ne gülüşünden vazgeçiyorsun ne de gözyaşından, bir bakıyorsun kahkahaların yankılanıyor sokaklarda, bir bakıyorsun sessizce içine akıtmışsın koca bir günü… Kalbini kimseye tam gösterememişsin belki ama sevmekten de hiç geri durmamışsın. Rüzgar gibi geçiyorsun insanlardan, kimini sarhoş bırakıyorsun, kimini darmadağın… Konuşmaların şiir gibi, suskunlukların roman. Her adımın isyan, her duruşun devrim gibi. Kimse seni anlayamıyor ya hani, işte en çok da orası güzel… Çünkü sen bir sır gibisin, ne tam açığa çıkan ne de tam gizlenen. Deli dolu kadınsın sen, içinde fırtınalarla barış yapmış bir bahar sabahı gibi… Hem yıkıyor, hem iyileştiriyorsun.
Deli kadınlar güzel sever. Herkesin sakındığı, uzak durduğu duyguları, tüm yoğunluğuyla yaşarlar. Sevdiklerinde yarım bırakmazlar; sevgilerini gizlemez, sessiz kalmazlar. Kalplerinde ne varsa, olduğu gibi, eksiksiz, içtenlikle verirler. Deli kadınlar severken korkmazlar, çünkü onların sevgisi hesapsız, pazarlıksızdır.
Deli kadınlar, sevdiklerine kendilerinden bir parça verirler. Bütün duygularını, düşüncelerini, hayallerini paylaşırlar. Onları anlamak zor gelir bazen; karmaşıktırlar, sığ bir yerde durmazlar. Ama işte bu karmaşa, bu derinlik, onların sevgisini benzersiz yapar. Deli kadınların sevgisi derindir, tutkuludur, kolay unutulmaz. Çünkü sevdikleri kişiyi gerçekten tanır, onu olduğu gibi kabul ederler.
Bir deli kadın sevdi mi, o sevginin izini ömür boyu taşırsın. Onunla yaşananlar, söyledikleri, sustukları hep sende kalır. Deli kadınlar güzel sever; çünkü sevgileri, kendileri gibi özgürdür, sahicidir, cesurdur. Ve böyle bir sevgiyi yaşamak, bir ömür boyu unutulmayacak bir anı olur.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!