Mahzun bakan gözlerin,
Kıyametim oldu,
Sen üzülme,
Ömür de,
Ömrümü vereyim.....
Özgürlüğe meftun zümrüd-ü anka
Rüzgarın peşinde yüzer
Ve süzülür, ışıltıda yitene kadar
Kızıla çalan gökyüzünden talepkar
Savaşır, yırtınır, belki de ağlar
Ama cesurdur, gökyüzüyle savaşacak kadar
Bugün tavan arasında eski bir kutu buldum.
Üzerinde “açılmayacak” yazıyordu.
İnsan en çok neyi saklar biliyor musun?
Kendinden bile sakladığı şeyleri.
Kapağı kaldırdım.
Tanıdık bir yüz aradım albümlerde.
Sayfaları çevirdim.
Bir.
İki.
Üç.
Yok.
Gözlerimdeki çizgiler
Boşa akan nehirler gibi
Çizildiler birer birer
Tuvali karanlık eller
Ve karanlık boyalar
Oysa ne çok isterdim
İçmeden ruhunu
Kalbine basamam
Esrarlı bir duman
Avuçlarında özgürlük
Çarpan sarhoşluğum değil
Güzelliğin
En derin korkularım
Bilinmez hülyalarım
İki seste birleşen
Umarsız kabuslarım
Dudaklarının tadı,
Mazluma yardım eli;
Ebabil kuşunun gagasında şekillendi,
Aşkı, sevmeyi, sevgiyi, merhameti...
Sabrı, öğreten el...
Gün geldi, zulme karşı
Direnişe sembol oldu
They say time heals everything.
What a beautiful lie.
Time doesn’t heal.
It only adds dust to the furniture.
I look at the empty chair across the room.
Bak sen şu işe
Saygı demek iki hece,
Bilemedin üç yada dört gece
Bey efendi,
Parası olunca beyzade,
Dayısı olunca şehzade,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!