Mahzun bakan gözlerin,
Kıyametim oldu,
Sen üzülme,
Ömür de,
Ömrümü vereyim.....
Özgürlüğe meftun zümrüd-ü anka
Rüzgarın peşinde yüzer
Ve süzülür, ışıltıda yitene kadar
Kızıla çalan gökyüzünden talepkar
Savaşır, yırtınır, belki de ağlar
Ama cesurdur, gökyüzüyle savaşacak kadar
Bugün tavan arasında eski bir kutu buldum.
Üzerinde “açılmayacak” yazıyordu.
İnsan en çok neyi saklar biliyor musun?
Kendinden bile sakladığı şeyleri.
Kapağı kaldırdım.
Tanıdık bir yüz aradım albümlerde.
Sayfaları çevirdim.
Bir.
İki.
Üç.
Yok.
Gözlerimdeki çizgiler
Boşa akan nehirler gibi
Çizildiler birer birer
Tuvali karanlık eller
Ve karanlık boyalar
Oysa ne çok isterdim
İçmeden ruhunu
Kalbine basamam
Esrarlı bir duman
Avuçlarında özgürlük
Çarpan sarhoşluğum değil
Güzelliğin
Uzat ellerini, bir yıldız yakala
Bir dilek tut içinden
Hafifçe üfle
Sönsün güneşler
Bir dilek tut
İçinde ben olayım
Kapıyı itince çan çalmaz,
zaman öksürür içeride.
Raflarda yüzler asılıdır,
kimisi gülmeyi çoktan unutmuş.
Bir köşede çocukluklar sararmış,
Zamanın tozlu aynasında yüzüm yabancı,
bir veda provası sanki bu akşamüstü.
İçimdeki şehirlerin lambaları tek tek söndü,
elimde kalan
sadece bu eski sancı.
Kelimelerim çıplak,
Yolları tükettik.
Vuslatı ararken kaybolmayı öğrendik.
Şehrin paslı dişlileri arasında ezildik,
sonra bir sahil kasabasında,
eski bir panjurun gıcırtısında
onardık kendimizi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!