Bir nefes ver bana
çekeceğim içime.
Döktüğümüz borazanlar namına...
Aşağıda
kıpır öyle pelte; *
burası dünya, dünya!
Düşman olmak için sayımızı arttırmıyoruz,
sayımızı arttırmak için birbirimize düşman kesiliyoruz.
Ve anlamlı, bu yüzdendir ki yine birbirimize kucak açıyoruz
ve ne bulduğumuzu bilirken, aradığımızı biliyoruz …
Fakat bu yetmez, bunu da kavrıyoruz
Bir telefon,
yüzlere kapanan...
ses yok soluk yok.
Sebep,
yok
Bir şeyler vs her şey; tıngırdatılış’ının ney, her birinin dilinde kum gibi sayıca. Çünkü üflüyorsun onu …
*-,
Bir şaşkınlık oluyor devir devir
ve gün be gün bir çırpınış
Bir çiçek gördüm yukarı gökte
toplaması yetersiz.
Öyle güzel gülümsüyordu ki
anlamsızlığı fersiz.
Koşarak gitti ağladığında,
Gizemin doğasına ilişkin çok sağlam iç hesaplaşmalara ihtiyacımız var. Korku, vardır ama ille de varolmak için burada bulunduğunu göstermez bu onun. Bu kararsız gibi gözüken olağan, hayatta bulduğumuz tutumdan yapıcı sonuçlara varmak elimizde,ve aslında çok kolay: Ayrım noktaları vardır. Bir kere niyet etmek lazım ilk önce. Yalansız dolansız yaşamak için bu varsa, sonra tecrübe mukabilinde o bulduğun ayrımlarda karar kılmak iyidir. Gene de hep gözlem yapmalı ve bir bilim adamı gibi gerektiğinde eski görüşünü de terk etmeye hazır bulunmalıdır insan bence. Gelişme bu yolla olur. Çeşitli şeyler var aklımın fikrimin belli bir yaş ve bilgi ortalamasını tutturamadığının ispatı ancak görünen köy de kılavuz istemiyor. Ve bunda, benim katkımın da biraz olsa da mutlaka varolduğunu düşünüyorum bir insan olarak…
Yani, kendimizi korkularımıza teslim edersek; o vakit kadınlar gününü kapanma günü olarak algılamak olası. Ya da ne bileyim, Rahmi Koç’ların gidip de Papa’yı bir ilahmış gibi hayranıycasına seyredip ama dönüşte de gazeteci kameralara bir kuğu gibi boyun büküp “güzeldi” cevabı gibi. Böyle sinmek, bizim gibi insanlara hiç yakışır mı? buradan bir olguya geçmek sabit olabilmekte, o da “meyil” konusudur. Ki bu da, yeniden ayrım noktalarımıza götürür sanırım bizi; ayrım noktalarındaki stabiliteye ve aktiveliğe hazır durumlara …
Dsp lideri Baykal’ı suçluyor Tusiad’a meyilli olmakla. Pekala ben de onu eski bir atv Siyaset meydanı programında bir sarı miğferli Zonguldaklı işçinin neden suçladığıyla suçlayabilirim: “Ecevit kadar olmazsan, arkanda olmayız.” gibi bir laf dendiğinde suratındaki korku ifadesi ve ardından gelen ince alaycı ses tonundaki komik bir yakarış varyasyonunun ne kadar da Nobel’de O. Pamuk’a ödülü veren o ince sesli İsveçliye benzediğini de söyleyebilirim. Ve ardında, O. Pamuk’un ödülle birlikte birkaç adım atarken nasıl da bebek gibi emekler pozisyonlara girdiğini de hatırlatabilirim. Ama bunlar az boş. Daha yapıcı olmam gerekirse, Başbakan’ın Danıştay olaylarını ve Ecevit’in Kocatepe’ye yürümek zorunda kalışının ardındaki gerçekleri açıklamak isterim. Katil kimdir? Bazen anlamak zor gelebilir, ama katlin dolaylısı da dolaysızı da katildir bana göre. Bir söz bile canilikle eşdeğer olabilir eğer kişi Denktaş gibi birine laf uzatabiliyorsa.
Eğitimde karne uygulamasında not verme olayı kaldırılıyormuş. Çocuktan al haberi derler. Çocuklar bile gelecekleri için hiç rekabete dayanmayan bu uygulama karşısında istekli değilken; Milli Eğitim Bakanı bunu neden yapar, kendi adıma hiç bilmem. Ama onun adına biliyorum. Ve bunun ne olduğu, TBMM’ye şapkayla girecek kadınların içeri alınmazken türbanlıların aktive edilişinde gizlidir. Hiç zaman kaybetmeme taraftarıdır şirk koşanlar. Dikkat edin, ne kadar benzer bir durumdur buna, O. Pamuk’un ödül alışının da Fransa’daki Ermeni soykırım meselesinin kabul edilişinin anca 5 dakika sonraya rastlaması. Dikkat edip görmüştüm bunu. İnsan gerçek olmasını istemiyor bu gibi şeylerin ama görünce de şaşırıyor, zülüyor. Pamuk’un; aldığı ödülü(nü) de hala neden yere (attığını) anlayabilmiş değilim ya o da başka. İçimizdeki hainlere dikkat edelim derim, bunu derken, yine de, O. Pamuk’tan uzak durmaya gayret ediyorum. Çünkü gerçek suçlular vardır, şu an baştakiler. Bir derece daha aşağıda ise, meyil kapsamlı bir Tusiad görüyorum ki hiç hoş değil İspanya’dan Picasso resimleri zor bela getirttirip sergilettiren, picasso’nun torununu mu oğlunu mu ulaştıran yanına becerikli bir işkadını Sabancı kızı için böyle bir şaibe.
Bir zamanlar kasvetli bir geceyarısı, unutulmuş eski bilgilerin
Tuhaf ve antika ciltleri üzerine düşünüyordum,
Yorgun ve sıkıntılı-
Uyumak üzereydim, neredeyse başım düşüyordu ki,
Bir tıkırtı geldi birden, sanki kibarca
Oda kapımı çalan-çalan birisi gibi.
Mozart'ın Hayatı
Çarpıcı olaylarla dolu, acı ve hüznün her zaman neşeye dönüştürülerek yaşandığı kısa bir hayatın hikayesi ise şöyledir:
27 Ocak 1756'da Avusturya'da Salzburg şehrinde doğdu. 5 Aralık 1791'de Viyana'da öldü. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası'nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kız kardeşi Maria Anna (Nannerl) 'ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang'ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.
Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.
MAGARA
magaranin duvarina
hayvanlari tastan oydum
kukrediler karanlikta
turkulerle karsi koydum
PORTEKİZ'DEN 38İNCİ SONE
Beni ilk öptüğünde yalnız, yazı yazdığım bu elin
Parmaklarından aldı öpücüğü;
Ve o zamandan beri elim daha beyaz ve daha temiz,
Dünya-selamlarına cevap vermekte yavaş, melekler




-
Nilgün Budak
-
Aynur Özbek
Tüm Yorumlaryeni tanımaya başladığım bi kimlik.. şiir başlıklarını ilginç buluyorum. konular da öyle.. edebi yorum yapmak istemiycem bi şair gibi geldi şimdilik bana. çünki edebi olmak amacıyla yazmıyor sanki.. derdi içini dökmek, derdi bilgileri ve ideallerini paylaşmak gibi geldi.. eh.. şimdilik bu kadar.. se ...
KARMAŞANIN ŞAİRİNE;
Yaşam pek çok farklı gibi görünen alanıyla bile birbiriyle ilintilidir. Senin pek çok farklı ürününde (şiir ve deneme yazılarında) bu bakışı kavrayabilen bir yerden ele aldığın, konuları böylesi bir mercekten bakarak gözden geçirdiğin, olguları birbirine katıp sonra yenid ...