Şekli almadan şekli vermeden nâ mümkün,
Züleyha'ya yusuf,
Yusuf'a Züleyha,
Yolundan geçermiş aşkın..
Ne vurgunlara tanık bu meçhule,
Mevsimlerin temposuna uydum,
Toprağa bakıyorum,
Ölü için sunaklar sunuldu sanırım,
Sonuç kaçınılmazdı..
Sessizce ama acı acı ağladım,
Odanın serin loşluğu,
Göz kenarlarında kırışıklıklarım,
Saçlarım hüzne saklandı,
Hüzün verdi kaçınılmazın sonu..
Hüznü gömerken dualarımı ektim,
Gemi kâtibinin paslanmış umutları,
Çıplak yüzümüze kum atılmadı,
Yüzümü ıslak toprağa yapıştırdım,
Ölü yapraklar arasından umuda baktım..
Sessizlik boşluktu,
Sessizlik uzadıkça uzadı,
Uzun bir sessizlik oldu,
Sessizlik o kadar uzadı,
Kamarada yalnızlığa inanmaya başladım..
Hüznümün yazdığı mektubum ben,
Gözlerimde korkunç ifade,
Dağ taş kan ağladı,
Yağmurdan sonra açan çöl çiçeği,
Zamanla yatıştım..
Dudaklarım hafif,
hep aşkı konuştum,
aşkı yazdım, aşkla yoğruldum,
haykırışım hep duvarlara,
sitem ettim diyarlara..
ben aşkı, öyle pişirdim.
Gün sonu armağanı yalnızlık,
Hüzün güneşle bitmedi,
Şükrü eda ettik dinmedi,
Gece karanlığı hüzne oldu alık..
Bahsi geçti müjdelerin,
Gün aydınlık olur mu hiç?
Gün karanlığa gömülür mü hiç?
Bir hayat boyu karanlığa gömülmek,
ışığa özlem duyulur mu hiç?
ışığa mahkum kalmak,
Göğü kaplayan çekirge bulutu yere çöktü,
Gök masmaviydi şimdi,
Orman kılık değiştirdi,
Dallar sarktı, dayanamayıp kırıldı..
Güneş çıplak toprağı kavurdu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!