“Devletin kütüğüne başka, ömrün
kütüğüne başka yazılanlara…”
Aylarla kavgalıyım,
Doğumdan öte sayamadığım…
Kaç kere çarpıldı tam on ikiyle?
Ne kadar döndü Güneş’in etrafında
Dünya?
Ay’ın parlak yüzü kaç kez küstü
karanlığına?
Kaçında başladım ilk mektebin ikinci
sınıfına?
İmtihanını kaçla geçtim mesela?
Kaçındaydı yüksük takıldığında
parmağıma?
Haziran son bulduğunda benim için,
Babam kaç tevellütlüydü?
Kaçıydı eylülün, başladığımda
Affan’a?
Benim mi küçüktü yaşım, yoksa
arkadaşlarım mı büyüktü?
Kaçıp da uğradığımızda yer altı
kahvesine,
Tutmuyordu bile yaşım;
Ya da tutmayacak kadar küçük
yazılmıştım…
Yirmisinde tükettiğim akademiye,
daha geçenlerde
Misafir oldum çeşmesinin önünde.
Kaçtım çınar ağacının altında,
Oysa onun kadar eskiydi bedenim.
Bilmeden yaşadığım baş belası
takvim;
Gerçek misin ya da tesadüfi mi?
Biliyorsan eğer doğrusunu,
Bana güvercinlerle mektup yolla
Eski zamanlardan…
Selam eder,
Gözlerinden öperim.
Kayıt Tarihi : 1.11.2026 13:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Çocukluk yıllarından itibaren, resmî kâğıtlarda yazan yaş ile kendi bedeni ve ruhunun hissettikleri arasında hep bir uyumsuzlukla büyür. Nüfus memurunun kalemiyle ömründen çalınan ya da öne alınan o yıllar; ilk mektep sıralarında, arkadaşlarla oynanan oyunlarda, hatta bıyık burulup "yer altı kahvesine" kaçılan gençlik günlerinde hep karşısına bir engel veya bir soru işareti olarak çıkar. Yıllar sonra, yirmisinde tüketip geride bıraktığı fakültenin bahçesindeki çeşme başında durduğunda fark eder ki; kâğıt üzerindeki yaşı genç olsa da bedeni, sokaklarını adımladığı ulu bir çınar ağacı kadar eskidir. Resmi takvimin bu "baş belası" yanılmacasına sitem eder; zamanın ve gerçeğin asıl sahibinden, geçmişin o saf günlerinden güvercinler aracılığıyla bir mektup bekler.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!