Söz bitti!
Artık bu deruni yerde
Konuşmaklar nicedir yakışmaz kimselere.
Kaldı her yamaçta birkaç sağır kelime,
Tamamlanmamış cümleler kalır,
Ağır …
akşamları konuşurdu, dilinde bolca küfür,
yağmuru beklerdi belli ki, pörtlemiş gözleriyle..
şemsiyeyi iki kişilik açardı, acıların altında.
eski kadehleri kırmaktan elleri paramparça...
gülüyordu elbet, bilmem ki, göz torbaları doluca,
üstünde eski püskü anıların dağınık saçları.
Ben geldim Tanrım !
Gittim,
gittim de geri geldim.
Kapında ağlamaya,
Yüzümü sürmeye yüce kapılarına…
Affına layık olamasam da…
Sarılmaz derdinle yaktın gönlümü
Kapanmaz yaramın sebebi sensin
Karaya buladın mavi göğümü
Üstüme yağan karın sebebi sensin
Devam etmeyecek…
Daha nem olasın ?
Mevlana’nın Şems i
Yunus’un Taptuk Emre’si
Nazım’ın Pirayesi varken..
Kuşlarla konuşuyorum bu günden beri
Göçmen kuşlarla
Senin kentinden uçup gelmişler
Kanatlarında, kokun.
Gözlerinde, o cennet çehren.
Kuşlarla ağlıyorum bu günden beri….
Neyimi sevmedi ki bu hayat benim
Neyim çok geldi ki…
Ben de alt tarafı gülerdim
Alt tarafı ağlardım herkes gibi
Herkes kadar konuşurdum akşam üzerleri
Neyimi sevmedi ki bu kader benim
Yağmur yağıyordu o sabah
Kirpiklerimden süzüyordu yüzümün karasını
Bakışlarımı aldı götürdü sokaklardan
yağmur değildi hasretti yağan.
Kimse bilmedi kimsenin dilinden
Her adım kendi yalnızlığına yürüdü
Geldiğim gibi gider oldum
Ellerim sım sıkı kapalı
Üstümde başımda yokluk
Kalbimdeki boşluk uzun kışlara alışık
Geldiğim gibi gidiyorum
Sen, aşkı öğretecektin bana diye,
Esmer ahşamları sevmiyorum
gıcırdayan kapı sesini…
Sandalyeyi ürkek bir karınca gibi sallayan yaşlı kaplumbağa da geldiyse şimdi.
Vaz geçtim sen gelme.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!