Sarılmaz derdinle yaktın gönlümü
Kapanmaz yaramın sebebi sensin
Karaya buladın mavi göğümü
Üstüme yağan karın sebebi sensin
Devam etmeyecek…
Seviyorsam,
Düze düze çıkıyorsam ömür denen basamakları
Şehrin sokaklarına gire çıka haykırıyorsam adını
Kaldırımlara isminle sesleniyorsam akşamüzerleri
Daha nem olasın ?
Mevlana’nın Şems i
Yunus’un Taptuk Emre’si
Nazım’ın Pirayesi varken..
Kuşlarla konuşuyorum bu günden beri
Göçmen kuşlarla
Senin kentinden uçup gelmişler
Kanatlarında, kokun.
Gözlerinde, o cennet çehren.
Kuşlarla ağlıyorum bu günden beri….
Gitme, gidersen yıkılır bu şehir.
Semtlerinde lale satmaz güzel yüzlü çocuklar.
Martilar bile simite küs konar iskele direklerine
Sen de haklıydın,
Ondandır, sana kızamadığım…
İnsanın, görüp dokunarak yaşadığı,
Makul yalanlara inandığı,
Alıştığı kalıplarla insan ayıkladığı,
Kalbi yerine aklıyla ağladığı,
akşamları konuşurdu, dilinde bolca küfür,
yağmuru beklerdi belli ki, pörtlemiş gözleriyle..
şemsiyeyi iki kişilik açardı, acıların altında.
eski kadehleri kırmaktan elleri paramparça...
gülüyordu elbet, bilmem ki, göz torbaları doluca,
üstünde eski püskü anıların dağınık saçları.
Ben geldim Tanrım !
Gittim,
gittim de geri geldim.
Kapında ağlamaya,
Yüzümü sürmeye yüce kapılarına…
Affına layık olamasam da…
Gökyüzüne küfrederek uyanıp...
Saçlarım dağınık, ağzımda hasretten kalma tad.
Yüzüm kir pas içinde uzadım anılara.
Nişantaşı Ortaköy, ordan oraya...
Kokunu aradı gözlerim kül ettiğin aklımla.
Boğazdan esen serinlikti sanki sesin..
Yağmur yağıyordu o sabah
Kirpiklerimden süzüyordu yüzümün karasını
Bakışlarımı aldı götürdü sokaklardan
yağmur değildi hasretti yağan.
Kimse bilmedi kimsenin dilinden
Her adım kendi yalnızlığına yürüdü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!