"İnsan doğduğu yere dönünce anlar;
meğer en uzun gurbet, evine
vardığında başlıyormuş."
Yabancısıyım bu şehrin,
Bu türkülerin, bu buruk şiirin.
Uzak bir boşluğa kurulmuş
Kent ışıklarının...
Tutayım diyorum elinden,
Bakayım şaşkınca gözünün içine,
Koklayayım o büyülü kokunu.
Cılız bir kandil ışığına yabancıyım.
Yollar uzayıp gidiyor oysa;
Dağlardan denizlere...
Yönüm de yabancılaştı
Memleket hasreti kadar.
Oysa sevdalar ekliydi
Bu yaralı kalbin
Göğsüne...
Aşk tam da ortasındaydı.
Adım attığım kaldırımlar...
İzlerim kaldı üstünde silinmeyen.
Söküldü sonra o antik çağ taşları;
Sevdiklerimize yazdığımız şiirler,
Duvardaki sloganlar
Enkaz altında kaldı.
Simitçiler dolaşmıyor artık,
Boyacılar sandıklarını,
Tatlıcılar, koz helvacılar tezgahlarını
Sabitlediler oldukları yere;
Paslandı tezgahlar, sustu caddeler,
Yerleşik hayata geçtiler.
Tanıdık yüzlerdi
Şehir yabancılaşmadan evvel...
Ya da biz unuttuk simaları,
Yok yok, belki de üçüncü nesil
Çocuklar...
Şehir bizi çoktan unuttu.
Baktığım gökyüzü de yitirmiş rengini.
Birazdan sahile inerim;
Yabancı çakıl taşları...
O çılgına dönmüş hırçın deniz
nerede?
Kuzuya döndürmüşler takaları.
Ya balıklar? Neredeler şimdi?
Ya da uzaklardan geçen
çektirmeler...
Rüzgâr dolmuş pupalarına
yelkenlilerin,
Renkleri solmuş: Soluk bordo,
Kırık mavi...
Gölgesinde oturduğum şehir
Kaybetmiş yeşilini;
Hafızamın rengi soluk cam göbeği,
Dökük yavruağzı...
Kayboluyorum sonra,
Yolumu bir türlü bulamıyorum.
Önüme yabancı bir çocuk çıkıyor,
Ona soruyorum: "Neredeyim?"
Tarif etmiyor;
Adrese elden teslim ediyor beni.
Bir demlik çay içiyorum...
Hiç de yabancısı değilim.
Kayıt Tarihi : 26.10.2026 10:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Yıllar sonra doğduğu, sokaklarında koştuğu Trabzon’a, o hırçın denizine ve kadim taşlarına duyduğu büyük özlemle dönmüştü şair. Lakin adım attığı an fark etti ki; memleketi onu değil, zaman memleketi çoktan terk etmişti. Antik çağ taşları sökülmüş, simitçiler sandıklarını sabitleyip yerleşik hayata geçmiştİ. Sahildeki o çılgın deniz kuzuya döndürülmüş, renkler soluk bir cam göbeğine ve kırık bir maviye boyanmıştı. Yabancılaşmanın kederiyle caddelerde kaybolmuşken, ön賽ine çıkan yabancı bir çocuk adresi tarif etmekle kalmadı, onu adeta evine, o eski günlerin sıcaklığına "elden teslim" etti. Ve bir demlik çayın buharında tüten o tanıdık kokuyla anladı ki; şehrin taşları, takaları, rengi değişmiş olsa da, bu toprağın ruhuna ve o demli çayın sıcağına asla yabancı değildi.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!