Seni Seversem Eğer,
Gecenin en amansız, en cellat vaktinde tutuşur ihtilal.
Koca bir şehir susar, sokak lambaları cızırdayarak söner,
Ve ben, göğsümün sol kafesinde beslediğim o esmer yangınla
Yarıp geçerim barikatları, dimdik çıkarım karşına.
Gecenin en kör vaktinde, bir başıma kalmışım şu viranede,
Kendi sesimin yankısından kaçarken, çarptım yine duvarlarına.
İçimde biriken o devasa suskunluk, şimdi bir çığ gibi üzerimde;
Hangi yana dönsem, hangi hatıraya tutunsam elimde kalıyor.
Ah benim deli tarafım, ah benim onarılmaz pişmanlığım;
Seni sevmek,
ikindi vakti ansızın bastıran o ılık yaz yağmuruna hazırlıksız yakalanmak gibi...
Şemsiyeni kapatıp gökyüzüne bakmak; sadece o anı yaşamak,
hayatın tüm serinliğini hesapsızca göğsüne doldurmaktır.
Seni sevmek, kelimelerin pasını siler,
insanı uzun bir gurbetten sonra kendi kalbine misafir eder.
Bir bahar yağmuru sonrasıydı şehre...
Kalabalığın orta yerinde dünya durmuş, sanki bütün sesler çekilmiş de sadece senin nefesin kalmış gibiydi.
Göz göze geldiğimiz o an, ömrümün en büyük fırtınasına tutulacağımı anlamıştım.
Bakışların, karanlıkta yolunu kaybetmiş bir yolcuya uzanan tek bir kandil ışığı gibiydi.
Kalbim o gün ilk kez vurdu göğüs kafesime; sanki ruhum bin yıldır aradığı o eksik yarısını sende bulmuştu.
O gün anladım ki, ben artık sadece seninle başlayan bir hikâyenin öznesiydim.
Hey dünya, sen kimsin ki beni yargılıyorsun?
Her sabah aynı devridaim, aynı sahte gülüşler
Plastik insanların robotik alkışları
Bıktım artık senin yapay mutluluklarından!
Diyorsun ki "şöyle ol", "böyle dur"
Güneş çoktan battı, boynum büküldü yine,
Bu karanlık sokaklarda bir başıma kaldım.
Millet sanıyor ki kalbimi uyuttum,
Sanıyorlar ki unuttum, o acı günleri geride bıraktım...
Oysa her köşe başında hayalin nöbet tutuyor,
Beni bırakıp gittin, ardında bıraktın bir enkaz.
Hiç dönüp bakmadın, sormadın bu can nasıl sızlar?
Nasıl bir acıdır bu, bilmezsin, bilemezsin,
Kor bir alev ki yüreğimde, durmadan közlenir.
Ben sensiz nasıl yaşadım, nasıl nefes aldım sanırsın?
Sen yoksan;
Şu koca şehir, üstüme yıkılmış bir enkazdır,
Sokaklar dilsiz, caddeler kör; her köşe başı bir itirazdır.
Lambalar sönük birer süs gibi sarkıyor karanlığın boynuna,
Kimse bakmaz şu bağrımdaki sönmeyen köz yığınına.
Ben sustukça içimde fırtınalar kopar, sessizliğim isyanımdır,
Kırılgan bir kalp gibi titreşir duvarlar,
Her taş bir hikâye, her izin ardında yaralar.
Özlemler birikerek akar damarlarımda,
Sessizlik çığlık olur, titrer dudaklarımda.
Gecenin karanlığında söylenmemiş türküler,
Bakışların; yorgun bir yolcunun sığınacağı son liman değil,
Doğrudan doğruya gökyüzünün kendisidir...
Adın dudaklarıma değdiğinde,
Eski bir plak cızırtısında hayat bulan o en yanık türkü başlar.
Öyle sıradan, öyle her rafa konan isimlerden değil bu;
Bir yanı kış kıyamet, bir yanı uçsuz bucaksız bir memleket,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!